Çayımıza Sahip Çıkalım

| 27 Mayıs 2009

tr73

Türkiye 12 Eylül 1980 yılından itibaren çok hızlı bir özelleştirme sürecine girdi.

Vatandaşların büyük özverileriyle kurulmuş olan kamu kuruluşları birer birer satıldılar.


“Kapitalizm Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser” *

1980 yılına kadar zarar etmeyen kamu kuruluşları bilinçli olarak zarara geçirildiler. Ve topluma bakın bu kuruluşlar zarar etmektedirler dendi. Toplumda öyle bir hava yaratıldı ki ; o kuruluşlarda çalışan işçiler bile kamu kuruluşları satılsın dediler. Tüm sorunların çözümü için kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi gösterildi.

Bugün geldiğimiz noktada elde avuçta kalan birkaç kamu kuruluşu,300 milyar doların üstünde olan borç ve artan işsizlik. Ekonomik mucize dedikleri bu mudur?(1980 yılına kadar Türkiye’nin borcunun yok sayılacak kadar bile az olduğunu unutmayalım)


1980 yılından sonra yaşanan her ekonomik krizin ardından çözüm olarak hızlı bir şekilde özelleştirilmeye gidildi. Bu krizlerin ana nedeni de bu özelleştirmelere kılıf yaratarak,toplumsal baskıyı hafifletmek ve kaos ortamında kamu kuruluşlarını elden çıkarmaktı. Ekonomik kriz içinde bunalan halk oluşturulan yapay olumluk havası içinde rahatladığı için kamu kuruluşlarının yok pahasına elden çıkarılmasına tepki vermemiştir.

Öyle ki kamu kuruluşlarında çalışanlar bile tepki vermemiş aksine ücretlerinde iyileştirme olabileceği beklentisi içine bile girmişlerdir.

Kamu kuruluşları dediğimiz nedir. Bunlar bizim kuruluşlarımızdır. Kamunundur, yani bizimdir. Bizlerin ödemiş olduğu vergilerle kurulmuştur. Satılan, özelleştirilen bizim alın terimiz dir , kendi işyerlerimizdir.Bu basit gerçeğin toplum tarafından algılanmasının önüne geçilmiş ve satılanlar sanki bir başkasının malıymış gibi gösterilmiştir.

Türkiye’de başları sıkışınca referanduma gidelim, halka gidelim diyenler nedense özelleştirmeler konusunda halka gitmemişlerdir. Çünkü bu konuda halka gitmek gerçeklerin ortaya çıkmasına yol açacaktır.

Bu konuda ne yazık ki sendikalarda yeteri kadar mücadele etmemişlerdir. Ya da edememişlerdir.12 Eylül aynı zamanda ülkemizdeki sendikal mücadeleye de büyük darbeler vurmuş. Sendikaların mücadele etme alanlara çıkma, kendi kitlesine güvenme,kendi gücünün farkına varma iradesine darbe vurmuştur. Sendikal mücadele artık siyasi iktidarlara yakın olarak onlarla kurulan ilişkilerle sağlanacak tavizlere indirgenmeye başlamıştır. Hükümet yanlısı sendikacılık gelişmiştir. Buna sarı sendika bile demek zordur. Bugün sıfır zamma imza atan sendikalar bulunmaktadır. Bazı sendikalar özelleştirmeler için taşaronluk yapma noktasına gelmişlerdir.(elbette ki direnen mücadele eden,alanlara çıkan,özelleştirmelere ve son çıkartılmaya çalışılan Sosyal Güvenlik reform yasasına karşı çıkan sendikalardan bahsetmiyoruz)

Bu durum Ülkemize özgü değildir. Tüm dünyada da sendikacılık gerilemekte güç kaybetmektedir. Bunun bir çok nedeni vardır ama temel nedeni de sermayenin küreselleşmesi ve akışkanlığının artmasıdır. Yatırımların daha ucuz emek ve hammaddenin bulunduğu yerlere yapılarak emek ve hammadde sömürüsünün başka ülkelere kaydırılmasıdır.Bu duruma karşı yapılacak tek şey örgütlenmektir.

İşçilerin ve halkın örgütlenmekten başka bir şansı yoktur. Nasıl ki sermaye küreselleşiyorsa Emeğin ve halkın mücadelesi de küreselleşmelidir.

Seylan’da yada daha başka ülkelerde Çay’daki sömürünün ortadan kaldırılması için o bölgelerde yapılan mücadelelere destek vermezseniz burada Çay’daki sömürüyü ortadan kaldırmak için yapacağınız mücadele de başarılı olamazsınız. Çünkü Çay’daki en büyük tehlikelerden birisi de Çay’ın diğer ülkelerde daha ucuza üretilmesidir. Şimdilik yüksek gümrük duvarlarıyla korunan Çay’ın yarın nasıl korunacağı belli değildir.

Çay’daki sömürüye karşı koymak için uluslararası dayanışmanın da önemli olmasıyla birlikte,ondan daha öncelikli olan konuda Ülke içindeki yani bölgedeki Örgütlenmedir.

Örgütlenme derken, Çay fabrikalarında çalışan işçilerin örgütlenmesi ve çay tarımıyla uğraşanların örgütlenmesidir. Çay fabrikalarında çalışan işçilerin örgütlülüğü bulunmaktadır.(Tek Gıda-iŞ Gibi).Çay tarımında uğraşanlarında örgütlenme çalışmaları sürmektedir. ÇAYSEN örneğinde olduğu gibi. ÇAYSEN olumlu bir adımdır. Bu konuda önemli bir avantaj vardır.

Çay tarımıyla uğraşanların bir kısmı aynı zamanda Çay fabrikalarında işçidir. Yani üretimde yer almaktadır. Bu mücadeleyi sürdürmek ve halkın desteğinide almak açısından büyük bir avantajdır.Başka bir alanda bu avantajı bulamazsınız.

Üretimden ve üründen gelen gücün birleşmesi.

Yapılması gereken İşçi sendikasıyla üreticilerin kurduğu sendikalar arasında işbirliğini sağlamak ve birlikte mücadele etmeleridir.Bu durum aynı zamanda Çaykur’un özelleştirilmesine karşı çıkacak olan halk desteğinin sağlanması demektir.

Başka türlü Çaykur’un özelleştirilmesi engellemez. Bundan sonraki ilk ekonomik krizin sonunda Çaykur satılacaktır. Zaten Çaykur’un son kalkınma planına göre 2013’e kadar özelleştirileceği hedeflenmiştir. Bu bilinmesi gereken bir gerçekliktir.

Mesele buna karşı nasıl mücadele edileceğidir.

Yaşanacak süreç belidir.Çaykur parça parça edilecektir,içi boşaltılacaktır.

Örneğin; dağıtımı ve pazarlanması özel şirketlere verilecektir, paketlenmesi özel şirketlere verilecektir,arazileri peşkeş çekilecektir,burada bu fabrikaya gerek yok bunu başka yere taşıyalım denecektir,özelleştirmeye karşı çıkmayacak sendikalar yaratılacaktır vs.bir sürü oyun oynanacaktır.

Öyle bir hale getirilecektir ki artık savunulacak ve satılacak bir Çaykur kalmayacaktır.

Çaykur ÇAY tarımını ve Çay üreticisini küreselleşmenin yakıcı güneş ışınlarından koruyan bir ağaçtır. Bizlerin ektiği ve alın terleriyle sulayarak büyüttüğümüz bir ağaçtır.

Bunu engellemenin yolu bu konuda oynanan oyunları açığa çıkartmak ve örgütlü bir şekilde mücadele etmektir. Birlikte mücadeleyi örgütlemektir.

ÇAY tarımı, Türkiye Cumhuriyetinin tarımda, sanayide, ekonomide dışarıya bağlı olmayan bağımsız bir ülke yaratma azminin, kararlılığının, iradesinin bir ürünüdür.

Çay’ımıza ve bağımsızlığımıza sahip çıkalım.

*Karl MARX

Saltuk DENİZ

Karadeniz Gündem

Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. Leyla Şengün diyor ki:

    Aslında üstad Marx herşeyi özetlemiş: “Kapitalizm Gölgesini Satamadığı Ağacı Keser”

Yorum Yapın