Rakamlarla Kriz ve Yıkım

| 23 Mayıs 2009

issizlikkkArtık ne iyimser diye kodlanan kapitalizm borazanı medya iktisatçıları ne de siyaset arenasında hayal pazarlayan politikacılar yalanları gerçeği gizlemeye yetmiyor. Krizin dalgaları yaşamları süpüyor.

Bu süpürüşün hedefinde de elbette işçi sınıfı bulunuyor. Hergünkü çalışması, üretimi ve sonunda tüketilen emek gücünü yerine koyma çabası olarak tüketimiyle kapitalistleri vareden işçi sınıfı krizde de ilk hedefe çakılan oluyor.

Kayıtdışı çalışmaya zorlamanın sayısız yöntemiyle sömürünün azamileştirilmesi çabaları da kafi gelmeyince gemi azıya alan kapitalistler işten çıkarmalarla karlarını azamileştirmeye yükleniyorlar.

Geçtiğimiz hafta açıklanan “TÜİK Hane Halkı İşgücü Verileri”ne ilişkin haberimizde gidişin yönü hakkında umut ticaretinin inandırıcılığını sorgulamış ve “2008 yılı Şubat ayında işsizlik oranı yüzde 11,9 düzeyinde bulunurken bir yıl içinde yüzde 4.2 artış göstererek tarihi bir rekor kırdı: YÜZDE 16.1. Resmi rakamlar bunu söylerken gerçek işsizliğin bu rakamların da üstünde olduğundan kuşku duyulmamalı” demiştik.

Nitekim aradan geçen bir hafta içinde TÜİK’in verilerle oynaması konusunda tartışma sürerken diğer taraftan da işsizliğin gerçekteki düzeyine ilişkin veriler sıralanıyor.

iiBugüne yansıyan değerlendirmelerde tarım dışı sektörlerdeki işinden çıkarmaların üstelik artan oranlarda sürüşünden hareketle önümüzdeki iki içinde işçi kıyımına tabi olacakların sayısının 2001 krizindeki 350 ila 400 bin kişilik devasa düzeyi dahi aşacağı uyarıları yapılmaya başlandı. Nitekim 2009′un ilk iki ayına ilişkin sayılar gidişin yönünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Yalnızca bir ay önce (Aralık 2008′de) bir önceki yıla göre istihdam artışı sözkonusuyken hemen ardından tersine dönen ibre, ocak ayında 184 bin ve şubat ayında 291 bin kişilik yeni işsizlik ve açlığa savrulmuş.

Artık mevcut iktidar işbirlikçisi birkaç düzenbaz dışında herkes genel olarak işsizliğin yıl sonuna kadar yüzde 20′ye yaklaşırken tarım dışı işsizlik oranının da, bu yüzde 20′lik “dehşet oranını” aşmış olacağından kuşku duymuyor. Tek amaçları ise önce İMF ile yeni bir “Program Anlaşması” yapılarak mevcut kar oranlarını koruyarak hiç değilse 2010 yılının, “kötü bir yıl olmamasına çalışmak”. Zira kapitalist dünya “ihracata dayalı büyüme” için umut vermeyecek hızla daralmaya devam ediyor.

Kapitalist iktisadı soyut yani insansız dilinde “daralma-küçülme” diye kodlanan durumun gerçek hayattaki karşılığı ise şehirlerin ve köylerin işçilerinin ya da diğer bir söylenişiyle fabrikaların ve tarlaların işçi sınıfının artık en gerekli yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelmelerinden başka bir şey değil.

Sistematik ve artan oranlı kıyımlarla işsizliğin ve açlığın ortasına atılan arkadaşları karşısında boynu bükük kalmak bir yana bu sürecin baskısıyla düşük ücretlere boyun eğdirilen işçi sınıfı artık tüketmekten vazgeçmek zorunda kalıyor.

tüketim kültürüTüketiciler Birliği Genel Başkanı N. Kaya bir-iki ay öcesine kadar “al ne olursa olsun al” denilerek gelecekte kazanılacağı umulan gelirlerinde harcanmasının kışkırtılmasıyla tüketici kredileri ya da kredi kartlarıyla şişirilen tüketimin borç batağına sürüklediği işçi ailelerinin artık günlük gıda ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldiğini söyledi.

N. Kaya, genel bir tablo çizdiği açıklamasının devamında şunları söyledi; “Aileyi oluşturan bireylerin tüketime özendirilmesi sonucu, geliri aşan harcamalar yapılıyor, tasarruf olanakları da ortadan kalkıyor. Bu nedenle aileler çocuklarını geleceğe daha iyi hazırlayacak gıda ve eğitim harcamalarını yapamama durumu ile karşı karşıya. Türk ailesinin geliri, son yedi yılda iki kat artmasına karşılık borcu yedi kat arttı. Toplam borcun yüzde 36′sı ise kredi kartı borçları.”

Evet “son çare diye yüklenilen kredi kartları da artık birer ikişer ellerden alınma”sı süreduruken geride işsizlik ve açlıkla harmanlanan bir geleceksizlik kalıyor.

İşsizlikle terbiye edilip, bir başına boğaz tokluğu karşılığında sınıf kardeşi işçi yoldaşlarıyla rekabete zorlanan işçi sınıfının eline dibe doğru yarıştan başka hiç bir şey geçmiyor.

“Dip”te yaşamaya zorlanan işçi sınıfına bu “dib”in ne olduğunu söylemeye gerek olmasa da düzeyinin alçaklığı konusunda, olası geleceğe ilişkin somut verilerle uyarmanın önemi yadsınamaz.

Kapitalizmin dip noktasında yaşamaya zorlayan geleceksizliğine karşı biraz olsun nefes alınacak yüzeysellikle idare etmek değil yeni bir dünya, yeni bir yaşam ve yeni bir toplumsal ilişki sistemi üzerine eylemli hayal kurmanın zamanıdır.

Kaynak: Alınteri

Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. Selami Kancıoğlu diyor ki:

    Hamdolsun ki kriz teğet geçti. Bi de teğet geçmesaydi ne olurdu acaba?

Yorum Yapın