“Almışlar” ile “Vermişler”

| 19 Mayıs 2009

tonya-kalandar-dergisi-buyuk2Nuh’tan daha yaşlı, İsa’dan daha çocuk Anadolu topraklarında oyunlar hiç eksik olmaz. Anadolu binlerce yıl bambaşka kültürlere analık yaptı, yapıyor da. Binlerce yıl diz dize, kol kola, baş başa yaşadı bu köklü, bereketli toprakların üstlerinde ve altlarında insanlar. Yaşıyorlar da! Usta şairin dediği gibi, kız alıp vermişiz, birbirine karışır tavuklarımız…

Bu eşsiz armoniyi bozmak isteyenler, nifaklarla, riyakarlıklarla birbirine düşürdü insanları. Mozaiğimizi murç ve çekiçle bozmaya, sökmeye çalıştılar. Çalışıyorlar da! Birbirinin tavuğuna “kışiii” demeyen insanlar, şimdi birbirini gırtlaklıyorlar ya da gırtlaklamak için bir kıvılcım, bir bahane arıyorlar. Buluyorlar da!

***

Fabrikalarda sömürülen, tersanelerde yeterli güvenlik önlemi alınmadığı için öldürülen işçiler yıllarda sonra Taksim’e çıktılar. Atatürk heykelinin yanında orak çekiçli, Che resimli bayraklar dalgalandırdılar, Atatürk heykeline sarılıp onktidar mı düştü, ne oldu? Yıllardır provokasyon olur, bilmem ne olur savunması gibi sudan bahanelerle Taksim’i yasaklayanlar ne olduğunu ve olacağını gördüler. Taksim’de 1977 yılındaki kanlı 1 Mayıs provokasyonunu tezgahlayanlar oradaki işçiler değildi. Amerikan ajanlarının ve onun işbirlikçilerinin Taksim’i kan gölüne çevirdiklerini bilmeyen kaldı mı? Buradan hemencecik şu basit sonuca varabiliriz: Bu ülkenin gerçek üreticileri 1 Mayıs’ını kargaşaya çevirmez. Bunun en sağlam kanıtı da 1 Mayıs 1978 ve 1 Mayıs 2009’dur.

***

İnsanlık tarihine “katliam” diye geçecek olan Mardin’deki vahşet ülkemiz gerçekleriyle adam akıllı yüzleşme gerektiğini bir kez daha hatırlattı.(Bu arada siz bu yazıyı okurken Mardin’deki katliam unutulmuş olacak, yıl dönümlerinde, anneler gününde gündeme getirilecek, medya duygusal sömürüsünü yapacak vs vs. Yetkililerde köydeki çocuklara psikolog desteğini sürdürecek tabi.)

Her toplumda suç, suçlu sıfatlarını ve potansiyelini taşıyan insanlar vardır. Bu durumun önüne de yüzde yüz bir rakamla geçmek neredeyse imkansızdır. Suç işleme durumlarının ve bu potansiyelin bazılarının ruhsal bozukluklardan kaynaklandığını bilim ortaya koyuyor. Lakin, bu durumu yüzde yüz bir rakama olmasa da, yüzde yüze en yakın bir rakama çekmek imkansız değildir. Bu düşüncemi daha da açmak, somutlaştırmak ve bu bağlamda Mardin’deki “cahillikle” doğrudan ilişkilendirmek için bir örnek üzerinden gitmek istiyorum.

İki ülkemiz var: “Almışlar” ve “Vermişler” ülkesi.

“Almışlar” ülkesinin nüfusu 10 milyondur. Bu nüfustan 200 kişi ruhsal hastadır. Bu 200 kişiden de 50’si suç işlemiş, geriye kalan 150’si ise suç işleme potansiyelindedir. Bu 200 kişinin ise 50’si cezaevinde, 150’si ise tımarhanededir. 9 milyon 800 kişi de normal, ruhsal durumu yerindedir. Bu “Almışlar Ülkesi” n de insanların ekonomisi “ohoohooooo” hemen peşinden “füt, fühüüüüüühüt” ve “vay anasını…” dedirtecek düzeydedir. Yani adamların keyfi tıkırlarında. “Z.kleri, t..akları” bir. Öyle ya adları üzerinde; “Almışlar.”

Gelelim “Vermişler Ülkesi”ne. Bu ülkede “Almışlar Ülkesi”yle nüfusları da dahil bir çok şeyi aynı; yüz ölçümleri, meclis sandalye sayıları, tarım ürünleri, hatta başbakanlarının adları, harita da ki şekilleri, en büyük dağlarının yüksekliği vs vs. Ama “Vermişler Ülkesin” de ters giden bir şeyler var. 10 milyon nüfusun 1 Milyonu ruhsal olarak bunalımda, cezaevlerinde 1 milyon, tımarhanelerinde ise 2 milyon insanı var. Geri kalan 6 milyonun da 5 milyon 500 bini sefalet içerisinde yaşıyor. Geri kalan 500 binin de… Şimdi zurnanın “zırt”ladığı yere geldik. Oysa yukarıda ne kadar da “eşit” bir tablo vardı değil mi? Peki, iki ülke insanının, cezaevlerinin, ruhsal durumlarının ve tımarhanelerinin farklılığının nedeni ne? Bu neden “Almışlar Ülkesinin” “ekonomik”, “siyasal” durumuyla doğrudan ilgilidir. Çünkü ekonomik iyilik, eğitimden sağlığa kadar her alanda değişmeyecek olan yaşamsal bir ihtiyaçtır. “Vermişler Ülkesi” vermiş epeyce, politikacıları cömert mi cömert. Eli uzun mu uzun. Aklı kısa mı kısa. Yolsuzcu mu yolsuzcu. Ama iyi niyetli adamlar(!). “Vermişler”in halkı da aç mı aç, sefil mi sefil, donsuz mu donsuz. Soyulmuş mu soyulmuş. Çocukları sokaklarda mendil satar mı satar. İyi araba siler mi siler. Memurları borçları yüzünden intihar eder mi eder, çoluk çocuğunu vurur mu vurur. Kendini yakar mı yakar. Hakkını arar mı… aramaz. İşte size fark.

“Vermişler” ve “Almışlar” ülkelerindeki örnekle, Mardin’deki “vahşete” organik bir çözüm getirmiş olduk. Bu “vahşetin” en büyük nedeni “ekonomik” nedenlerdir. Bunun sonucu olarak da eğitimsiz bıraktırılmışlıktır, cahil bıraktırılmışlıktır.

Bu ülkede yıllar yılı, töre, ağa, maraba, ırgat diye diye gericilik yüceltildi. Köy Enstitülerini “gomonis yuvaları” deyip kapatırken, “cumhuriyet devrimi”yle aydınlanmaya başlayan, uyanan insanların beyinlerini körelttiler. İnsanları eğitimsiz, kör, cahil, topal, aç, muhtaç bıraktılar. Ağalar bedava çalıştırıp maraba, ırgat, kul, köpek yaptı insanları. Sonra da başkaları “makarnaya” satın aldı o insanları, aç, onursuz bırakarak birer “canavara” dönüştürdüler.

Biz bu sahneler pek yabancı değiliz. Alın size kanlı “77” 1Mayıs’ı. Alın size Maraş, Çorum, Sivas ve Mardin katliamı. Hangisinin altında açlık ve cahil bıraktırılmışlık yok? Utanmamız gerekir. İnsanı töre deyip, kız meselesi deyip, -hangi boktan nedenle olursa olsun- çoluk çocuk, yaşlı genç, hamile demeden öldürebilir hale getirebilen bu sistemden utanmak gerekir. Nasıl olur da bir canlı, geriye bir tek insan bırakmamak için kendini programlayabilir? Bunda şaşılacak bir şey yok. O insanları canavar yaratan yolsuzluklardır, hırsızlıklardır, teslimiyetçilerdir, oy avcılarıdır. Onları birer canavara dönüştüren onları eğitmeyenlerdir. Cahil aç bırakanlardır.

Ey Anadolu! Gün gelecek bunları da unutacak altında ve üstünde yatan sıska beyinler. Biliyorum Anadolu, sen unutmayacaksın, sen unutmazsın. Bırak Anadolu, artık akıtma gözyaşlarını içine.

Barış Uzun
Tonya Kalandar Dergisi

Facebook Twitter Email


Yorumlar (9)

 

  1. Serkan Çebi diyor ki:

    Anlattıklarınıza katılmamak mümkün değil. Tespitleriniz çok yerinde. Ülkedeki sebep sonuç ilişkileri tam da bunlardır. Yazının sonunda ”Anadolu” ya atfettiğiniz kısım ise umut dolu ama maalesef ben ve bildiğim binlerce – onbinlerce kişi o umudu göremiyoruz. Umutlu olmak istiyoruz ama olamıyoruz.

    Memleketimiz ilelebet ”vermişler ülkesi” olarak kalacak gibi görünüyor. Ne yapmalı nasıl yapmalı. Ülke mi değiştirmeli acaba.

  2. Deniz Hülya EFENDİOĞLU diyor ki:

    Aşağıdaki bölümü okuyunca gerçekten kendimden utandım. Günlerce unutamam dediğim Mardin katliamını 3 gün içerisinde unutmuşum ve sizin bu paragrafınızı okuyunca kendimden utandım. Ben ki toplumun duyarlı ve aydın kesiminden sayarım kendimi, ben bile unuttuysam toplumun geniş kesimlerinin unutmaması mümkün değil. Beyinlerimizin kontrol altında olduğunu tekrar ispatlamış oldunuz. Acı gerçek.

    İnsanlık tarihine “katliam” diye geçecek olan Mardin’deki vahşet ülkemiz gerçekleriyle adam akıllı yüzleşme gerektiğini bir kez daha hatırlattı.(Bu arada siz bu yazıyı okurken Mardin’deki katliam unutulmuş olacak, yıl dönümlerinde, anneler gününde gündeme getirilecek, medya duygusal sömürüsünü yapacak vs vs. Yetkililerde köydeki çocuklara psikolog desteğini sürdürecek tabi.)

  3. Mustafa Ayvazoğlu diyor ki:

    Derginize abone olmak için, iletişim bilgilerinizi ve abonelik koşullarınızı da yayınlarsanız sevinirim.

  4. kalandar dergisi diyor ki:

    Merhaba Mustafa bey.Dergimize posta çeki yoluyla abone olabilirsiniz. Yalnız şuan daha posa çeki hesap numarası almadık daha. Siz bize adresiniz bildirin. Biz size dergimizi gönderelim. Posta çeki hesap numarasını alınca yıllık abone bedeli olan 30 ytl yatırısınız. Adresinizi tonyakalandardergisi@hotmail.com adresini bildirebilirsiniz.
    Saygılarımla
    KALANDAR DERGİSİ

  5. Hasan Mutafoğlu diyor ki:

    Memleketimizde güzel şeyler de oluyor sanırım… Kalandar dergisini ben de merak ettim. İnternette aradım ama sayfası yok sanırım. Derginizi tanıtan bir başlık açmanız mümkün müdür?

  6. kalandar dergisi diyor ki:

    Teşekkürler hasan bey, dergimizin internet sayfası yok. Ama bu sitede bir şeyler yabacığız. Adres bildirirseniz bize dergimizi gönderebiliriz size. Mail adresimiz tonyakalandardergisi@hotmail.com
    saygılarımla

  7. Özgür diyor ki:

    Trabzon merkezde Öğrenciyim derginize nereden ulaşabilirim ?

    Kaçıncı sayınız ?

    Başarılar…

  8. kalandar dergisi diyor ki:

    Merhaba Özgür. Trabzon merkezde bazı sivil toplum örgütleri ve sendikalara bırakıyoruz dergimizi. Dağıtımımızı bireysel olarak kendi imkanlarımızla yapıyoruz. Sen bir yer söylersen biz oraya bırakabiliriz dergiyi. Ya da adresini malimize bildirirsen (tonyakalandardergisi@hotmail.com) dergiyi postayla da gönderebiliriz.
    Dergimizin 4. sayısı çıktı. 2 ayda bir çıkıyor dergimiz

  9. Hakan Hacısüleymanoğlu diyor ki:

    Kalandar dergisinin ben de merak ettim şimdi. Memlekette olamasak da bu çalışmaları yürüten hemşehrilerimizle maddi, manevi dayanışma içinde olmamız lazım diye düşünüyorum. Karadeniz’den yükselecek özgürlük çığlığının Türkiye’yi sarması tek dileğimiz. Sonuna kadar yanınızdayız. Çalışmalarınızda başarılar..

Yorum Yapın