Sinek Kuşu Operasyonu

| 01 Ocak 2014

 

Yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde, geride bıraktığımız yılın en önemli olayı olan ve “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak da anılan “Sinek Kuşu Operasyonu” üzerindeki gizem perdesi yavaş yavaş aralanıyor.

Mevcut iktidarın deyimiyle “Devlet içindeki paralel yapılanma” unsurlarının tasfiyesi ile sonuçlanan gelişmelerin, fazla değil birkaç yıllık geçmişi var. Herşey üç yıl önce, bugün paralel devletin tepesindeki istenmeyen adam olmakla suçlanan ve uzun seneler sürgünde yaşayan Ersnt Röhm’ün, Hitler’in davetiyle anavatana geri dönmesiyle başladı. Şüphesiz ki, Ernst Röhm eğer başına gelecekleri öngörebilse ve sürgünden hiç dönmese, paralel devlet organizasyonu olan Fırtına Hareketini (SA), uzaktan, yurtdışında olduğu yerden yönetse, belki de bugün hala hayatta olabilirdi. Ama maalesef gelişmeleri önceden görebilmek için gerekli olan, kapalı toplantı odalarının içini dinleyebilecek, gizli planları önceden öğrenebilecek bir teknoloji henüz icad edilmediğinden, Röhm kendi ayaklarıyla ölümüne gelmesinde hiçbir engel görememişti.

Ernst Röhm 1931 yılında sürgünden ülkesine dönerek, aktif olarak Fırtına Hareketi (SA) isimli hizmet organizasyonunun başına geçti. Röhm’ün gayrıresmi organizasyonu, Nazi Partisi’ni seçim yolu ile iktidara taşımış olmanın ötesinde, artık tek parti rejimine giden yolda onun önündeki tüm engelleri de bertaraf edecek şekilde bir buldozer gibi çalışıyordu.

Röhm’ün paralel devlet yapılanması o kadar güçlenmişti ki, artık hem polis, hem yargı, hem infaz tek elden yürütülüyor, tüm muhalif unsurlar teker teker pasifize ediliyor, eziliyordu. Röhm kişisel karizması ve kendisine sadık örgütlenmesi ile en az Hitler kadar güçlü bir konumdaydı. Röhm, Hitler’den farklı olarak, eski rejimin, tüm unsurlarıyla birlikte kökünü kazımayı, kendi kafasındaki ekonomik ve sosyal sistemi topluma yerleştirmeyi hedefliyordu. Hitler’in ise ondan farklı olarak hedefleri içeriden çok dışarıya yönelikti. Kısaca; Röhm dışarıyla şimdilik uzlaşıp içerideki hasımlarla hesaplaşmayı, Hitler ise içerdeki hasımlarla geçici olarak uzlaşıp dışarıyla hesaplaşmayı istiyordu. Bu iki azılı faşistin temel çatışma çizgisi bu eksende şekilleniyordu.

Hitler’in en büyük hayali, son büyük savaşta imparatorluğun kaybettiği toprakların bir kısmında egemenlik ya da hegemonya tesis eden güçlü bir Almanya inşa ederek milletinin gözünde bir tarihi kahramana, bir kurtarıcı ikona dönüşmekti. Şüphesiz ki bu hayalleri için savaşa; savaş için düzenli orduya; ordu için silaha, silah için de sanayicilere, paraya ve güçlü ekonomiye, kısacası Röhm’den daha büyük iç destekçilere ihtiyacı vardı, ama bir iktidar ortağına asla!

Problemin temeli bu noktada başlıyordu. Çünkü hala eski rejim kalıntısı olan ordu kademeleri, paralel devlet yapılanmasından son derece rahatsızdı. Aynı şekilde, en büyük sermaye sahipleri ve sanayici aileler de (Krupp, Thyssen, Bosch vb.) ekonomik düzenin aktörlerini yeni baştan dizayn etmeyi planlayan Röhm’ün hasımlarıydılar. Seçimle iktidara gelen Hitler Almanya’nın dört bir yanını otoyollarla ihya ediyor, Alman aileleri çok çocuk yapmaya teşvik ediyordu. Ancak, Hitler planları için orduyu ve endüstriyi tüm kademeleriyle hızlı bir şekilde dönüştürüp kendisine bağlayamayacağını farketmişti. Buna ömrü yetmeyebilirdi. Oysa onun acilen tarihi başarılara ve tek adam iktidarını perçinlemeye ihtiyacı vardı. Sağlık sorunları ağırlaşan ve geçtiğimiz yılın son aylarında ölecek olan Cumhurbaşkanı Hindenburg, Hitler’in tek adam yönetimi hayali önündeki tek bürokratik engeldi. Röhm ise, devlet içinde herhangi bir resmi görevi olmamasına rağmen kendisine sadık paralel devlet yapılanmasının ruhanı lideri olarak, en az kendisi kadar güçlü bir iktidar figürüydü. Gelinen noktada Hitler, ya kendisine iktidarını hediye eden kader ortağı Röhm’ü yada kişisel egosunu feda etmek zorunda kalacaktı.

Hitler, yakın çevresinin ve kurmaylarının da telkinleriyle kaçınılmaz tercihini yaptı. Ordudan ve sermaye gruplardan kendisine biat etmeyi kabul eden kesimlerle uzlaştı ve Röhm’ün kellesi karşılığında tek adam iktidarı yolunda onlardan, yani eski rejimin yerleşik unsurlarından destek  sözü aldı.

Nihayet geçtiğimiz yıl, 30 Haziran günü, başta Röhm olmak üzere paralel devlet yapılanmasının (SA) tüm ileri gelenleri bir seminer için Münih yakınlarında bir kampa davet edildiler. Aynı gece bizzat Hitler’in yönettiği operasyonla Röhm başta olmak üzere tüm SA yöneticileri teker teker öldürülerek ortadan kaldırıldı.

Devletin tüm kurumlarına sızmış olağanüstü güçlü örgütlenmesine rağmen, Röhm’ün elinde Hitler’i ve yakın çevresini önceden dinleyerek yakın vadeli planlarını önceden öğrenebileceği teknik haberalma imkanları yoktu. Günümüz teknolojisi ile bu tür bir dinleme zaten mümkün olmadığı için Röhm gafil avlandı. Tarihte bundan önce de birçok örneği olan, “tek ipte iki cambaz oynamaz” kuralının kurbanı oldu. Güçlü olan, daha zayıf olan muhtemel ortağını ortadan kaldırdı ve kendisine tek adamlık yolunu açtı.

Gelecekte de dünyanın her yerinde bu tür iktidar hesaplaşmaları  mutlaka yaşanacak. Gelecek asırda da, ondan sonraki asırlarda da. Hatta, bilim kurguyu seven bir yazar olarak, şimdi düşünüyorum da; bilim ve tekniğin hızla ilerlediği, gramofon, radio, telgraf teknolojilerinin hızla geliştiği dünyamızda, bundan bir sonraki asırda, böylesine güçlü bir yapılanmaya benzer bir tasfiye operasyonu olsa, böylesine habersizce planlanabilir, böylesine gafil avlanabilirler mi? Bence hayır. O zamanki teknolojilerle, muhtemelen devlet katında güç sahibi olan her örgütlenme diğer yapının konuşmalarını niyetlerini planlarını önceden, teknik imkanlarla dinleyebilecek, önceden haber alabilecek. Böylesine tuzaklara düşülmesi zorlaşacak.

Peki, Ernst Röhm 21. asırda yaşamış olsa ve hizmetindeki teknik imkanlarla bu planı önceden haber alabilseydi, ne yapabilirdi? Bence, öncelikle kesinlikle yurtdışından, sürgünden geri dönmeye yanaşmazdı, paralel yapılanmasının tasfiye edileceğini haber aldığı anda da, zafer ihtimali olmasa dahi, önce davranıp karşı saldırıya geçer, Hitler’i yok edemese bile, tüm kirli çamaşırlarını ortaya dökerek onu itibarsızlaştırır, tek adam diktatörlüğü önündeki son formalite seçimlerde onu zor durumda bırakırdı. Evet, bence Röhm’ün intikamı kesinlikle bu şekilde olurdu. Bugün içinde bulunduğumuz karanlık süreçte artık Hitler’in önünde hiçbir engel olmadığı gibi, ağzının içine bakan şuursuzlaşmış bir halkımız var. Gelecekte ise benzer süreçlerde halkların her şeyden haberi olacak. Aydınıyla, sıradan vatandaşıyla bilinçli olacak gelecek nesiller, bizim neslimiz gibi ahmak olmayacaklar, bu tür bir tek adam keyfiyetine asla izin vermeyecekler.

Herkese umut dolu bir 1935 yılı diliyorum, zira fazlaca ihtiyacımız olacak.

Jürgen Groh

2 Ocak 1935, Berlin

 

 

Facebook Twitter Email


Yorum Yapın