Bu Bir Kültür Suçudur

| 20 Temmuz 2013

Arkeologlar derneği, Trabzon Ayasofya müzesinin camiye çevrilmesini yaptıkları basın açıklamasıyla kınadılar.  Arkeologlar Derneği Başkan Yardımcısı Binnur ÇELEBİ tarafından yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:

Ülkemizde İstanbul’daki Gezi Parkına Topçu Kışlası yapılması tartışması henüz sonlanmamışken bu sefer de Trabzon’daki Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülmesi gündemi başka türlü meşgul etmeye başlamıştır. Ayasofya Müzesi’nin Fatih Sultan Mehmet Vakfı’nın mülkiyetinde bulunduğu gerekçesiyle mahkeme kararıyla Kültür ve Turizm Bakanlığından Vakıflar Genel Müdürlüğüne devri sonrasında sanki orada Müslüman vatandaşlarımıza hizmet verecek cami yokmuşçasına alelacele mihrap ve minber yerleştirilerek yeniden camiye dönüştürülmesi kanaatimizce hukuki bir karardan ziyade siyasi bir karardır. Fatih Sultan Mehmed Han Vakfı’na ait olduğunu kanıtlayacak herhangi bir belge olmadan yapılan bu işlem hem iç hukuka hem de uluslararası hukuka aykırıdır.

Bilindiği üzere, 1250-1260 yılları arasında Trabzon’da yaptırılan geç Bizans dönemi özelliği taşıyan ve Trabzon’un Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında fetihten sonra camiye çevrilen Ayasofya, 1957 yılında dönemin Başbakanı Sayın Adnan Menderes’in onayı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Edinburg Üniversitesi işbirliğinde restore edilmiştir. Restorasyon sırasında fresklerin üzerlerinin açılması nedeniyle camide namaz kılmanın İslami yapıya aykırı olduğu düşüncesiyle mahallede yeni bir cami yapılarak ibadete açılmıştır. Bu sebeple cemaatten yoksun kalan Ayasofya’nın 1964 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü uhdesinde müze olarak hizmet verilmesine karar verilmiştir. Ancak, 1996 yılında Ayasofya Müzesi’nin Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın mülkiyetinde bulunduğu gerekçesiyle Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğünce Vakıflara devredilmesi talebiyle Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğünce, Trabzon Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nde haksız müdahalenin önlenerek Vakıflara devredilmesi talebiyle dava açılmıştır. Söz konusu mahkeme; Taşınmaz Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 4.9.1985 gün ve 1426 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen ve Aynı Bakanlığın Ankara Bölge Kurulu’nun 24.01.1986 gün ve 835 sayılı kararıyla Türk cami mimarisi özellikleri taşımadığı, kilise özelliklerinin yanında iç duvarlarındaki freskleri, zemin mozaikleri ve dış duvarlarındaki kabartmaları ile bu yapıya cami fonksiyonu verilmesinin uygun olmadığına karar verilen söz konusu yapı üzerindeki Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu kararlarının kaldırılmadan haksız müdahaleden sözedilemeceğini belirterek davanın reddine karar vermiştir ve bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

Bu karar üzerinden on yılı aşan bir süre sonra Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğünce 2011 yılında Trabzon Asliye 1. Hukuk Mahkemesine haksız müdahalenin önlenmesi talebiyle yeniden açılan davanın reddedilmesi üzerine Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğünce Yargıtay nezdinde temyiz edilmiştir. Ancak Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ise, her ne kadar Yüksek Kurulun söz konusu yapının müze olarak kalmasına dair kararı olsa da bu konuda asıl yetkinin mülk sahibi olan Vakıflar İdaresine ait olduğu gerekçesiyle yerel Mahkemenin kararını bozarak iade etmiştir. Trabzon 1. Asliye Hukuk Mahkemesi bu kez Yargıtay’ın bozma kararına uyarak açılan davanın kabulü ile Kültür Bakanlığının Vakıflar İdaresine ait yere olan müdahalesinin önlenmesine dair yeni bir karar vermiştir. Bu karar Trabzon Muhakemat Müdürlüğünce Yargıtay nezdinde temyize gidilmiş ise de dava kaybedilmiş ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca Vakıflar Genel Müdürlüğüne devir işlemleri başlatılmıştır.

Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olduğunu kanıtlayacak herhangi bir belge olmamasına, Türk cami mimarisine uymadığı, kilise mimarisi özellikleri taşıması nedeniyle müze fonksiyonu verilmesine ilişkin Anıtlar Yüksek Kurulunun kararı göz ardı edilerek söz konusu tarihi yapıda bazı iç idari kararlarla fonksiyon değişikliğine gidilerek ikinci defa camiye çevrilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Bu durum 1923 mübadelesine kadar Osmanlı döneminde statüsünde herhangi bir değişiklik olmayan ve eski işlevini aynen sürdüren gayrimüslim vakfı statüsünde bulunan diğer vakfiyelerin de sahiplerine bırakılmasını gündeme getirecek mahiyetinde olup ileride ülkemizi başka sorunlarla karşı karşıya bırakacağı aşikardır.

Ayasofya Müzesi’nin bulunduğu mahallede halkın rahatlıkla ibadetlerini yapabilecekleri üç cami ve bir o kadar mescit varken ve müze olarak kullanılmasına daha çok ihtiyaç duyulurken cami olarak tekrar kullanıma açılmasındaki amaç Müslüman vatandaşlarımıza hizmetten ziyade yakın tarihle hesaplaşma ve siyasi çıkar sağlamaktır. Aynı zamanda Trabzon’un kültürel yapısıyla da bütünleşen Ayasofya’yı cami yapmak, umudunu turizme bağlayan Trabzon’a karşı da büyük bir haksızlıktır.

Osmanlı döneminde cami olarak kullanılan ve Cumhuriyet kurulduktan sonra müzeye çevrilen kiliselerin yeniden camiye çevrilmesini Arkeologlar Derneği olarak kaygıyla takip etmekteyiz. Müze iken açıkta kalabilen Hıristiyanlığa dair simgelerin, duvar resimlerinin, mozaiklerin ibadete açıldığında namaz vakitlerinde perde ile örtülmesi ise akla ve mantığa uygun değildir. Ayasofya gibi dünya kültür mirasına aday olabilecek bir müzenin niteliklerinin yok edilmesi, evrensel kültüre ve insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Cami olarak gereksinim yokken kilise ruhuyla inşa edilmiş mekanların bu tür kullanımlara açılmak üzere restorasyon adı altında bozulmasına izin verilmesi hukuk eliyle yapılan bir kültür cinayetidir. 2863 sayılı Yasaya göre tarihi eserlere izinsin izinsiz çivi akmak bile suçken kiliseden camiye, camiden müzeye çevrilen Ayasofya’nın, elli yıllık müze geçmişinden sonra tekrar camiye çevrilerek yapboz tahtası haline dönüştürülmesi hangi vicdana sığmaktadır. Bu tutum 1453 yılından bu yana kültürel anlamda bugünkü çağdaş anlayışa göre hiçbir ilerleme kaydetmediğimizin açık bir göstergesidir. Tarihi değeri olan böylesi değerli kültür abidelerinin siyasete bulaştırılmadan müze, sanatevi, toplantı salonu olarak değerlendirilmesi ve korunarak gelecek kuşaklara evrensel kültür mirası olarak aktarılması gerekmektedir. Bölgenin sekiz yüz yıllık tarihine tanıklık yapan Ayasofya hiçbir kimsenin, hiç bir dinin ve hiç bir inancın malı değil, insanlığın ortak mirasıdır ve bu nedenle “MÜZE” olarak kalmalıdır. 12.07.2013

Binnur ÇELEBİ
Arkeologlar Derneği Başkan Yardımcısı

Facebook Twitter Email


Yorum Yapın