Tonya Dillere Destan

| 15 Temmuz 2013

 gözümü açtığımdan beri ekmeğini yediğim suyunu içtiğim yaylasını yayladığım sevgisi ve sıcaklığına bulandığım bir güzel memleket tonya.

bir sığınak.bir direniş kalesi.

bir kaçaklık dağı.”eşkiya”ya kucak açan bir siper.

 

çocukluk, ilk gençlik, olgunluk…her dönemde , yaşamımın her evresinde aklımda beynimde bilincimde ve en önemlisi her zaman kalbimde yaşayan doyulmaz bir sevgili.

acılar, hüzünler, mutluluklar….cenazeler, düğünler.ayrılmalar, kavuşmalar.

insanlığın bahşettiği her duygu mutlak bir karşılık bulmuştur bu insanı sıcak, adı sıcak, düşüncesi dahi sıcak memlekette.

belki bir babadan çok bir annedir tonya.

öyle sıcak.öyle şefkatli.öyle koruyup kollayan.

………..

o bitmek bilmeyen okullu günlerin ayların çabucak geçmesini istemek, bir an evvel çok sevmeme rağmen trabzon sokaklarından uzaklaşıp tonyanın çamurlarına bulanma isteği her zaman yakıcı olmuştur.

trabzon-tonya arasındaki o yol bitmek bilmezdi.trabzondan vakfıkebire gitmek orda uzun zaman minibüsün dolmasını beklemek, bozuk toprak yolda minibüsün zorlukla ilerlemesi katlanılır bir zahmetti , tonyaya kavuşma sevdasına karşın.

altmışlı yılların sonları, rahmetli hamza dayım, o dünya iyisi dünya güzeli adam uçakla akşam saatleri trabzona inip bizim evimize uğraması, gene geç vakit kiraladığı o siyah altmışdört model şevrole arabaya beni de alması ve gecenin bir vakti tonyaya ulaşmamız.

 

mevsimlerden yazdır.çarşıda belkide kimse yoktur.çarşının ortasında dururdu araba inerdik bir süreliğine.dayım o uzun beyaz sigarasından yakar , bir kaç nefes çekip atardı.

çarşı hiç unutamadığım bir ekmek kokusuyla yanardı buram buram.demek ki saat sabaha karşıymış.fırınlar ilk ekmeklerini çıkarmaktaymış.

sonra upuzun tarlalar, mısırlar yol boyu sağlı sollu sarmış sarmalamış konakyanından taa ırmak kenarına kadar.

armutlar ermiş, ağrap,asrap,ahmetap,beşir…

 

o gece nasıl sabah olacak?…gün ne zaman doğacak….bitmek bilmeyen dakikalar.

gün ışısa hep birlikte kalksak bütün herkes, kalabalıktık, yaşıttık hep nerdeyse,bağlıydık biribirimize.akrabalarım,arkadaşlarım,kardeşlerim.

zamanı, dertleri,dersleri,okulu…her şeyi unutup deli taylar gibi koşmanın sırasıydı işte.

doyumsuz günler.illede konakyanı.gece “torlak” ın sinemasında izlediğimiz bilumum kavgalı-döğüşlü yılmaz güney filimleri…fikret hakan-tamer yiğit-irfan atasoy

erol taş’a küfürden ağzımız yorulurduda küfürler yorulmazdı.

ilk kaçamak sigara içmeler.üç kişi bütün paramızı birleştirip zar-zor bir paket ikinci sigarası almalar.ama esas o konakyanını yakan ekmek kokusu….illada ekmek kokusu…

ana kokusu ve ekmek kokusu nede çok benzer birbirine.

.

.

.

…….şimdi bu güzel düşlerden bu güzel rüyadan bu hasretin içimi yakan ateşinden sıyrılıp başka bir minvalde söz etmek lazım.

eğer ki yazmaya devam edersem ne o anlar ne o anılar ne bu hasret ne bu gurbet benim yakamı bırakmayacaklar.ve kalemim ne denli mahir olursa olsun ben o zamanları o hasretin ateşini anlatmaya muktedir olamayacağım.yetmeyecek kelimeler.kalem yetmeyecek.belkide yürek dayanmayacak.

 

en az anamız kadar sevdiğimiz memleketimiz bu gün haramilerin işgaline uğrama tehtidi altındadır kardeşlerim.anılarımıza-sevdalarımıza-aşımıza-ekmeğimize musallat olmak üzeredirler.

önümüzde fazla seçenek de yok üstelik; ya susup “kaderimiz” e razı olacağız ki bu şu demektir; bir daha asla yaylalarımızı yaylayamayacağız.soğuk derelere bir daha asla giremeyeceğiz.ineklerimiz yiyecek ot bulamayacaklar.sütü, tereyağını artık marketlerden satınalacağız.tarihimiz kadar eski armut ağaçlarımız bir bir kuruyacak.o güzelim ormanlarımız kanserli akciğerler gibi kuruyup toprak olacaklar.çocuklarımız özgürce koşup eğlenemeyecekler çayır çimende.o güzelim yeşilin üzeri ne idüğü belirsiz bir renkle örtülecek.toz bulutları gezinecek göğümüzde yağmur bulutları yerine.kısacası kardeşlerim, rüyalarımızda bile unutamadığımız o güzelim memleketimiz yok olup eriyip kirlenip kaybolacak…insan kaybolacak.anılarımız kaybolacak.türkülerimiz,aşklarımız,kavgalarımız…

 

ya da baş koyacağız,andedeceğiz ki bu küffar bu harami bu işgalci bu talancı bu yalancı bizim topraklarımıza girmesin.koskocaman amerika kıtasında özgürce yaşayan yerli halkların kandırıldığı yalanlarla kandırılmaya çalışılıyoruz bu gün.kızılderili amerika yerlileride türlü vaatlerle kandırılmaya çalışıldı ilk dönemler işgalci beyaz adam tarafından.sonra bitmek bilmeyen katliamlar geldi…insan katledildi.doğa katledildi.türlü hayvan türlü nebat yok edildi.

 

benzer bir senaryoyla karşı karşıyayız bu gün.aynı yalanlar aynı tazgahlar dönmektedir.

 

tonyada yapılacak çimento fabrikasında tonyalı gençlerin yüzlercesi istihdam edilecekmiş…

tonya ekonomisi…! çok kazançlı çıkacakmış.

artık gurbete çıkılmayacakmış.

çocuklar daha fazla çikolata alabilecekmiş.

kadınlar artık tarlada bahçede o denli çalışmayacakmış….!

 

kısaca kardeşlerim, bize “cennet” vaadediliyor.

 

biz bu cennete razı olacakmıyız olmayacakmıyız?

anlatılan masal budur.ama bu asla senin “hikayen” değildir.

kapitalist sistem her zaman aynı ölçütle karşı karşıya bırakır işçi-emekçi-yoksul köylüyü,

“tamam doğa bir parça harap olabilir ama bak size iş sahası sağlıyorum”….bu iş sahası dediği sanki bize bahşedilen bedava bir şeydir.benim emeğimin hiç bir değeri yoktur.o bana karşılıksız “ekmek” verecektir.

öte yandan biz her “ekmek” için bütün değerlerimizden vaz mı geçeceğiz? esas soruda budur işte.

ben sizin doğanızı mahvetme adına da olsa fabrikayı kurayım ama size iş vereyim.

buna karşı bazı “arkadaşlar” ın argümanı da şöyle olmuş tonya da ” karşı çıkmak doğru değil, adamlar bize iş verecekler”…yani her şeyin bir bedeli vardır…!

her şeyin bir fiyatı varsa eğer bizim bütün bu “ahlak” “onur” “namus” “şeref” kavramlarını nereye koymamız gerekiyor?

 

dağınızı taşınızı alalım size de iş verelim ile karınızı kızınızı alalım fiyatı neyse ödeyelim anlayışı arasında ne gibi bir farklılık vardır sizce? madem her şeyin bir fiyatı ve karşılığı var, o zaman hiç bir fark yok demektir.

 

işte kapitalizm meseleye aynen yukarıda değindiğim gibi bakar.onlar için değerlerin hiç bir anlamı hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur.bizim “değer” dediğimiz onlar için “bedel” ve paradan başka bir şey değildir.

 

zaman zaman “bir tavuk” için zaman zaman “namus” için  zaman zaman “ekmek” için zaman zaman “benlik” için adam vurduğu söylenen tonyalılar bu duruma ne diyeceksiniz?

memleket anamız kadar yarimiz kadar kymetli değilmidir bizim için?çocuklarımızın geleceği bizim için değersizmidir?herşeyimizi peşkeş mi çekeceğiz?

fabrikada iş bulacağız sanısıyla ki bu da koca bir yalandır.şimdi teknik meselelere girmeyeceğim.kaldı ki bütün işsiz tonyalılar istihdam edilse dahi, bu doğanın bu insanlığın bu çocuklarımızın geleceğinin hiç mi önemi yoktur?

 

ben şimdi diyorum ki, bu iki meselenin karşıtlığı çerçevsinde kimselye tartışmayalım.çünkü bu iki argüman elma ile armut gibidir alakasızdır beraber toplanmazlar.iki elmadan bir armut çıkmaz.

 

bilsem ki yazmakla ilerleyebileceğiz saatlerce yazmak isterim.yazmanın ve ifade etmenin gücünü küçümsediğimden değil lakin, bu gün gün eylem günüdür.bence söz bitmiş taraflar netleşmiştir.

artık bıçak kından çıkmış ok yaydan fırlamıştır.

fırsatçıya işgalciye sömürgeciye doğa katillerine çocuklarımızın geleceklerine ipotek koyanlara aman vermeyelim kardeşlerim.

alın fabrikanızı başınıza çalın.alın istihdam vaadlerinizi başınıza çalın.

 

şimdi uyusam ve uyandığımda sabah güneşinin yeni doğduğu yemyeşil çayırlarda uyansam.

ineklerin kelekleri, çıngıraklarının sesleri karışsa kuşun börtü böceğin sesine.

rüzgarın sesi yapraklarla oynaşsa ağaçlarda.

köpekler keskin keskin havlasa.horozlar tavuklar cümbür cemaat.

toplaşsak bir yerde eskilerden söz etsek, mukallit insanımızın türlü mukallitliklerini anlatıp gülsek.

delilerimizi giydirip doyursak.

dağlara taşlara trafolara karakol duvarlarına yazsak gene devrim sloganlarımızı.

öleceksek “ecel” ile ölsek, ne zonguldak madeninin kara ölümleriyle ne çimentonun asbestli tozuyla ne vahşi kapitalizmin kolluk gücüyle.

yaşayacaksak onurlu, namuslu,özgür,ekmeği elinde yaşasak.

namerde boyun eğmeden.

talancıya teslim olmadan.

yağmacıya yalakalık yapmadan.

tonyayı en az annem kadar, tonyayı en az devrim kadar sevdim.bu aşkla bağlandım.ve kimseye peşkeş çekmeyecek denli sevmekteyim hala.bütün dosta düşmana ilanımdır.

BURHAN ÖZTÜRK…18 aralık gece yarısı. 2012 İSTANBUL.

Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. değerli dostum burhan o düşleri 10 yıl gördüm dayanamadım o düşlere atayurduma geri döndüm.sala batırmayacağız buradaki güneşi.dedelerimiz nasıl el değmemiş teslim t,etmişse bu ata yurdumuzu bizde cocuklarımıza torunlarımıza öyle teslim edeceğiz.son tonyalı [gercek}kalana kadar asla izin vermeyeceğiz.

Yorum Yapın