Küba’nın Gerçekliği

| 01 Nisan 2010

CUBAN_KIDSYıllardır sürdükleri adayı ele geçirme niyetlerinin hayal kırıklığını saldırganlığa dönüştüren Washington’un yönlendirdiği Küba karşıtı kampanya tüm hızıyla devam ediyor. Yalan korosu, Avrupa Birliği ve diğer yandaş ülkeleri yanına alarak, medya kampanyaları örgütleyerek, içeride ve dışarıda zehrini saçmayı sürdürüyor.

Tecavüz, silahla adam yaralama, kamu düzenini bozma, dolandırıcılık gibi suçlardan birkaç kez cezaevine girip çıkan, içeride ABD’nin paralı askerleri olan Devrim karşıtları ile ilişkiye geçen ve onların yönlendirmeleriyle açlık grevine giren, Küba hükümetinin tüm çabalarına rağmen kurtarılamayan mahkûmu bahane eden emperyalistiler, Miami’deki Devrim karşıtlarını ve büyük medya şirketlerini kullanarak Küba’ya ve onun şahsında sosyalizme karşı bir saldırı kampanyası başlatmış ve Avrupa Parlamentosu da Küba’yı kınama kararı almıştı. 25 Mart 2010 tarihinde, basının karşısına geçen Barak Obama da Küba’yı insan haklarına saygılı olmaya davet ederek durumu “ciddi ve derinden rahatsız edici” olarak niteledi.

İşgal ettikleri ülkelerde her gün onlarca insanı katledenler, gözlerini kırpmadan çocukları öldürenler, Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde işkencehaneler kuranlar, uçaklarıyla buralara kurbanlar taşıyanlar, kendi basın organlarının bile görmezden gelemediği vahşetleri yaratanlar, emek hırsızları, halkların zenginliklerini yağmalayanlar, çıkarları için gelecek nesillere yaşanılası bir dünya bırakmamaya ant içenler, kendi cezaevlerinde işkence metotları üretenler, öldürdüklerini sessiz sedasız gömen efendiler, kurguladıkları oyunun zavallı oyuncusu-kurban Orlando Zapata’nın ölümü karşısında insan haklarını hatırlayarak “ciddi ve derin bir rahatsızlık” duydular.

İnsan haklarına saygılı olmaya çağırdıkları bu ülkeye tam 51 yıl, insanlık tarihinin en uzun süreli ve en zalim ambargosunu koyarak, soykırım uygulayanlar sanki onlar değil! Kübalı rejim muhaliflerine bütçelerinden her yıl milyonlarca dolar ayıranlar, CIA denetimi, desteği ve teşvikiyle her daim bu ülkeye saldıranlar, Miami’den yıkıcı, kışkırtıcı radyo-televizyon yayınları yapanlar sanki onlar değil! Bu ülkenin tarım alanlarına uçaklarla biyolojik ilaçlar atanlar, halkı açlığa mahkûm etmeye çalışanlar, uyuşturucu maddeler atanlar, ülkenin dört bir yanında bombalar patlatanlar, sabotajlar yapanlar, 5.557 kişinin ölümüne sebep olanlar sanki onlar değil! Devrimin ilk yıllarından itibaren, bu ülkeye yönelik insanlık dışı saldırılara, cinayetlere, katliamlara damgasını vuran Luis Posada Carriles’i besleyenler, kollayanlar, serbestçe topraklarında dolaştıranlar, sanki onlar değil! Tek bir terör eylemine bulaşmayan Beş Kübalıyı yıllarca haksız yere tutsak edenler ve bu ülkenin liderine 600’den fazla suikast planlayanlar sanki onlar değil! Pes yani, hadi utanmazlığın sınırı yok… Arsızlığın da mı yok?

Obama’nın açıklama yaptığı gün, Batista’nın ünlü ortağının kızının önderliğinde, aşırı sağcılardan ve Kübalı rejim muhaliflerinden oluşturulan koro, milyoner şarkıcı Gloria Estefan’ın şefliğinde Miami sokaklarında, “Küba Devrimi ne kadar da kötü… kötü… kötü…” şarkısını söylediler. Aynı gün ve aynı saatte, karşı yakadan, 20 kadıncık, (Küba’da tutuklu bulunan, ABD’nin Kübalı paralı ajanlarının eşleri), Havana sokaklarından, ah af edersiniz hani şu “muhalif” seslere izin vermeyen “diktatörlüğün” sokaklarından, “diktatörlüğün” polislerinin koruması, yurtsever Kübalıların alaycı bakışları ve uluslararası basının objektifleri altında onların şarkısına eşlik ettiler. Çok demokratik ve insan haklarına pek saygılı işkenceci Kolombiya Başkanı Uribe’nin, ünlü vatandaşı Shakira da arkadaşı Gloria Estefan’a gönderdiği bir e-posta ile bu 20 kadıncığı “zamanımızın kahramanları” ilan ederek dijital yoldan koroya dâhil oldu.

Birçok ülkeye kıyasla sakin, güvenli, suç seviyesi oldukça düşük olduğunu, şiddetin, devlet terörünün ve işkencenin bulunmadığını, uluslararası kurumların onaylamak zorunda kaldığı bu direngen ada için 19. yüzyılda olduğu gibi topraklarının bir parçası olduğunu söyleyebilmek, Devrim öncesinde olduğu gibi topraklarına hâkim olmak, kaynaklarını yağmalamak, emekçilerin oturtulduğu, okullara ve kreşlere dönüştürülen villalarda sefa sürmek, adayı koca bir kumarhaneye çevirmek ve arka bahçesini güvence altına almak, “kötü örnek olan” inatçı adalılara diz çöktürmek, onların sistemini sonsuza kadar yeryüzünden silmek ve yeni saldırılara zemin hazırlamak için akıllarınca ellerine iyi bir fırsat geçirdiler. Nafile bir çaba! Elli bir yıldır olageldiği gibi adanın gerçekliği size bu zevki yaşatmayacaktır…

İşte onları korkutan, Kübalıların ve Küba Devrimi’nin gerçekliğinden birkaç kesit:

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre her gün 35.000 çocuk açlıktan ölüyor. Bunların hiçbiri, ama kesinlikle hiçbiri Kübalı değil. Çünkü Kübalı bebeklerin süt şişeleri her sabah kapılarının önüne bırakılır. Ayrıca halkın temel gıda maddeleri devlet güvencesi altındadır. Bu ne bir yalan ne de bir slogandır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada milyonlarca çocuk sağlık hizmetlerinden yoksun. Her gün 24 bin çocuk kızamık, sıtma, zatüre ve kötü beslenme gibi önlenebilir hastalıklardan ölüyor. Bir milyondan fazla çocuk da fahişeliğe zorlanıyor. Bunlardan hiçbiri, kesinlikle hiçbiri Kübalı değil. Bu ne bir laf ne de bir aldatmacadır, bu Küba’nın gerçekliğidir.

Dünyada 200 milyondan fazla çocuk sokaklarda yaşıyor. 218 milyon çocuk zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişimlerine zarar veren işlerde çalışıyor. Bu çocukların hiçbiri, ama hiçbiri Kübalı değil. Bu ne bir sahtekârlık ne de bir propagandadır, bu kesinlikle Küba’nın gerçekliğidir.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün 2009 yılı raporuna göre dünyada 101 milyon çocuk okula gidemiyor. Her yıl 18 yaş altı 64 milyon çocuk zorla evlendiriliyor. Bunların hiçbiri, kesinlikle hiçbiri Kübalı değil. Bu ne bir aldatmaca ne de bir propagandadır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada yüz binlerce genç ilk ve orta öğrenimden sonra yoksulluk nedeniyle eğitimlerine devam edemiyor. Bunların hiçbiri, kesinlikle hiçbiri Kübalı değil. Çünkü Küba’da bütün çocukların ve gençlerin sınırsız ve parasız (eğitim malzemeleri dâhil) eğitim hakkı vardır. Küba’da okuma yazma oranı yüzde 99,8’dir. Ayrıca, Küba binlerce yoksul ülke öğrencisine ücretsiz üniversite eğitimi de sağlıyor. Bu ne bir reklâm ne de bir yalandır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada binlerce cahil yetişkin var. Küba’da üniversite eğitimi almak isteyen yaşlılar için ülkenin her tarafına yayılan 690’dan fazla sınıf ve 299 yan kuruluşa sahip 19 yetişkinler üniversitesi ve bunlardan son on yıl içinde mevzun olan 70.806 yaşlı insan var. Bu ne bir laf ne de bir aldatmacadır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Küba, en çok kadın temsilciye sahip parlamentolar sıralamasında, Amerika Kıtasında birinci, dünya sıralamasında en üstlerde yer alır. ABD Parlamentosunda kadınların temsil oranı yüzde 17, Küba Parlamentosunda yüzde 43’tür. Bu ne bir kandırmaca ne de bir propagandadır, bu dünyanın en iyi haklarına sahip Kübalı kadının gerçekliğidir.

Ocak 2009 sayımına göre dünyada 100 milyon evsiz var. Yalnız New York’ta 37.000 evsiz bulunuyor ve bu sayı her yıl yüzde 34 oranında artıyor. Küba’da sokakta yatan hiç kimse yok. Küba’da halkın yüzde 85’i kendi evinin sahibidir ve kiralar aylık gelirin yüzde onunu geçemez. Bu ne bir yalan ne de bir propagandadır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada yoksul halklara yardım eden binlerce doktor var. Bunların, en ücra köşelerde çalışanlarından büyük bir çoğunluğu Kübalıdır. Bu ne bir aldatmaca ne de bir propagandadır, bu Kübalının gerçekliğidir.
Dünyanın neresinde bir felaket olursa Kübalı kısıtlı kaynaklara sahip olmasına rağmen oradadır. Küba, 20 yüzyılın en büyük felaketlerinden biri olan Çernobil kazasından zarar gören 24.000 Ukraynalı çocuğu, ayrıca benzer bir kazanın kurbanı olan Brezilyalı çocukları, bir kuruş almadan tedavi etti. Bu ne bir hayal ne de bir laftır, bu kesinlikle Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada, yalnızca bir tane Mucize Operasyon (Operación Milagro) kampanyası var. Bu kampanyanın kurulmasına öncülük eden, Venezüella’yla birlikte kuran ve içinde çalışan Kübalı sağlıkçılar, bugüne kadar bir buçuk milyondan fazla Güney Amerikalı yoksulu bir kuruş almadan görebilme yeteneğine kavuşturdular, kavuşturmaya da devam ediyorlar. Bu ne bir hayal ne de bir propagandadır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada, birçok dalda binlerce uzman, yoksul halklara yardım ediyor. Kimsenin gitmediği, en ücra köşelerde çalışan bu uzmanların büyük bir çoğunluğu Kübalıdır. Bu ne bir aldatmaca ne de bir propagandadır, bu Kübalının gerçekliğidir.
Daha fazla kar amacıyla yetiştirilen, genleriyle oynanmış gıdalar sağlığı tehdit ederken, dünya organik tarıma geri dönmeye çırpınırken, Kübalı organik tarım ürünleriyle hem de çok düşük fiyatlarla beslenerek dünyaya organik tarım dersi vermeye devam ediyor. Bu ne bir aldatmaca ne de bir laftır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Küba’da kimse yargılanmadan, savunma hakkını kullanmadan hapsedilemez. Küba’da siyasi mahkûm yoktur. Emperyalistler tarafından “Siyasi tutuklular” olarak tanıtılan 70 kişi anayasal sistemi yıkmak amacıyla yabancılardan, özelliklede ABD’den para alan ajanlardır. Bu ülkede siyasi cinayetler, kayıplar, kaçırılma korkusu, dinsel baskı, ırk ayrımcılığı yoktur ve bu bir yalan değildir, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Diğer ülkelerde sırtını egemenlere dayamış ya da onların bağışlarıyla kurulmuş siyasi partiler var. Bunlardan Küba’da bir tane bile yok. Tek parti diktatörlüğü diyenlerin aksine Küba’da seçimlerde aday gösteremeyen, adaylardan kimseyi destekleyemeyen tek bir parti var, Komünist Partisi. Çünkü Küba’da adayları parti değil, kitle örgütleri kongrelerinde kendisi belirler. Yani Küba’nın örgütlü halkı belirler. Adaylar partili olmak zorunda değildirler. Adaylar seçilmek için bir kuruş harcamazlar. Oy kullanma yaşı 16’dır. Bizdeki ya da ABD’deki gibi seçim kampanyaları da yoktur. Devlet tüm masrafları üstlendiği için halka kendini kabul ettirebilen herkes milletvekili seçilebilir. Kısacası Küba’da her Kübalı bir siyasi partidir.

Dünyada pek çok zengin milletvekili var. Bunlardan Küba’da bir tane bile yoktur. Çünkü Küba’da milletvekilliği hizmet amacıyla tamamen gönüllü yapılan bir iştir. Bu iş için maaş almazlar. Küba’da milletvekillerinin ne ayrıcalıkları ne de servetleri vardır. Seçildikten sonra eski işlerine devam ederler. Küba’da milyarların harcandığı, altınların dağıtıldığı, avaz avaz bağırılarak geçirilen bir seçim süreci yaşanmamasına rağmen şimdiye dek, en düşük seçime katılım oranı yüzde 95,2’dir. Küba’da Parti ve milletvekilleri sadece kendi gerçekliklerini gerçekleştirmeye rehberlik ederler. Bunlar ne bir hayal ne de bir sahtekârlıktır. Bu Küba’nın gerçekliğine, neden düşman olunduğunun en belirgin özelliklerinden biridir.

Küba’yı terörist ülkeler listesine dâhil eden, insan haklarına saygıya davet eden Kuzey Amerika’nın Başkanı Barak Obama Kongre kararlarını veto etme hakkına sahip olurken Küba Bakanlar Kurulu Başkanı, yani emperyalistlerin “diktatör” diye adlandırdığı ülkenin eski lideri, ne Fidel Castro ne de şimdi ki lideri Raul Castro, meclisin üzerinde değildir. Lider, Meclisin kararlarını reddetme yetkisine sahip değildir. Bütün Bakanlıklar halk tarafından seçilmiş meclise tâbidir. Bu ne bir aldatmaca ne de bir laftır, bu Küba Devrimi’nin gerçekliğidir.
Dünyada ekonominin çarkları kâr için döner, Küba’da insan için. Kişisel kârlar için dönmeyen çarklar, Kübalılara olabildiğince adil bir gelir dağılımı, eşitlik ve özgürlük sağlar. 11 milyon nüfuslu Küba’nın bağımsızlığı bir gerçektir ve bu gerçeklik emperyalistlerin akıl dışı politikalar yürütmelerine neden olmaktadır. Bu ne bir kandırmaca ne de bir propagandadır, bu Küba’nın gerçekliğidir.
Dünyada basın özgürlüğü, Küba’da tek yanlı bir basın olduğu söylenir. Basın özgürlüğüne sahip olduğunu söyleyenlerin kitle iletişim araçları, aynı sınıftan birkaç patrona aittir. Basın, sahibinin sesi olmak zorundadır. Küba’da tüm medya araçları (televizyon, radyo, gazete ve dergiler) halk kuruluşlarının ya da kitle örgütlerinin elindedir. Medya patronları yoktur. Küba basını, herhangi bir ülkeye saldırdıklarını, insanları öldürdüklerini, okullara yapılan silahlı baskınlar sonucu öğrencilerin öldüğünü, polisin aşırı güç kullandığını, sabaha karşı evlerin basıldığını, çocukların parasızlık yüzünden öldüğünü, bakan çocuklarının milyon dolarlarını, kirasını ödeyemeyenlerin evlerinden atıldıklarını, ihale ilanlarını ve yolsuzluklarını, aylık işsizlik raporlarını, faturalarını ödeyemeyenlerin hapsedildiklerini, satılan kamu mallarının listesini, sosyal güvencesiz çalıştırılanların işten atıldıklarını, ameliyat parası dilenenlerin haberlerini, “özgür basın” gibi haber yapmaz. Çünkü bunlar Küba Devrimi’nin gerçekliğinin kesitleri değildir.
Küresel Barış İndeksi, 2009 raporlarına göre en iyi ülkeler sıralamasında Küba, ABD’den daha üst sıralardadır. Küba 68. sırada yer alırken ABD 83. sırada bulunuyor. Değerlendirmeyi yapanlar arasında; Uluslararası Af Örgütü, Kolombiya Üniversitesi, Richard Branson, George Russell ve Ted Turner ve Nobel Barış Ödüllü Başpiskopos Desmond Tutu, Dalai Lama, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan gibi kişilerin bulunduğunu ve bunlardan hiçbirinin komünist olarak nitelenemeyeceği göz önüne alındığında, bu faklı sonucun daha da değerli olduğu görülecektir.(1) Eğer bu bir yalansa yalancılar da listede adları bulunanlardır.

Dünyada 51 yıldır vahşi abluka altında tutulan tek bir ülke var: Küba. Onun gerçekliğine engel olmaya çalışan bir abluka, onun kaderini kendisinin özgür iradesiyle belirlemesini istemeyen bir kuşatma. İşte bu kuşatmanın ortasında, saldırganın burnun dibinde, sosyoekonomik durumu doğası gibi cennet olmayan adacıkta; olabildiğince eşitliği sağlayarak kendi ayaklarının üzerinde durmayı bilen, ideallerini gerçekleştirmeye devam eden ve boyun eğmeyen bir dev var. Ve bu devin lideri, ilkelerine ihanet etmeden, kendisine servet edinmeden ve hayatını yüzlerce kez tehlikeye atarak Küba’nın gerçekliğini gerçekleştirmek için imkânsızı hayal etti, savaştı ve önderlik etti. Bu ne bir bilim kurgu romanı ne de bir bilimkurgu filmidir. Bu emperyalist canavarı deliye çeviren Kübalıların ve onların Devrimlerinin gerçekliğidir.

Bu gerçekliği kabullenemeyenlerin, tu kaka diyerek dünyayı kandırmaya çalışanların, evlerinin içi pislik dolu. Olanlar önce kendi pisliklerini temizlesinler.

Atiye Parılyıldız

www.LatinBilgi.Net

Facebook Twitter Email


Yorum Yapın