Trabzon’da öğrenci olmak

| 25 Mart 2009

ogrencilerktu

Trabzon’da büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi olan bir grup gençle milliyetçilik,  papaz Andrea Santoro ve Hrant Dink cinayetlerini daha yeni konuşmaya başlamıştık ki, konuşmak için sabırsızlanmasından her şeyi açıklayabilecek bilgiye sahip olduğu izlenimi veren üniversite öğrencisi Ulaş Sandıkçı gerçekten de konuya ilginç bir yaklaşım getirdi:

‘Hocam her şey Trabzonspor üzerinden döner bu kentte. Trabzonspor şampiyon olduğunda kent yükselişe geçti. Şenol Güneş’in etkisi çok büyüktü. Trabzon yükselirken, herkes futbolcular gibi saç uzatır, Şenol Güneş gibi sola açık biri olmaya çalışırdı. Trabzonspor kentte devrim yapmıştı. Sonra ne oldu? Trabzon efsanesi bitti. Ünal Karaman gibi bıyık uzatmaya kafa tokuşturmaya başladı herkes. Futbolu değil başka bir şeyi konuşturmaya başladı Trabzonspor.

Yani takım yükselirken kendine güvenli, dünyaya ve sola açık bir toplum olur Trabzon, takım düşerken halk dünyaya kapanır, aşağılık kompleksine girer. Bu kompleksin sonunu da hep beraber görüyoruz işte…’ 

Ulaş Sandıkçı 21 yaşında. Olanca sempatikliğiyle, ‘altın vuruşunu’ ise şöyle yapıyor: ‘Unutmayın Kazım Koyuncu da Trabzonsporluydu ama Ünal’ların, sağcı mafyacı yöneticilerin, para babalarının değil, Şenol Güneşlerin geleneğini savunuyordu… Olay bu…’ Daha sonra Kazım Koyuncu’nun Trabzonspor hakkında söylediklerine baktığımızda Ulaş’a hak vermemek elde değil.

Bir keresinde şöyle demiş Koyuncu: “Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti. Bendeki Trabzonspor sadece futbolu temsil etmiyor, zaten etmemeli de… Trabzonspor, Türkiye’de sürekli şampiyon olanlar dışında olan her şeyi temsil ediyor.”

MİLLİYETÇİLİK TERSTEN GELİŞMİŞ

Böylelikle Trabzon’daki sohbetimiz kendiliğinden ‘düşmez kalkmaz’ futbol üzerinden yürümeye başladı. Arkadaşların Trabzonspor’un çöküşünün milliyetçiliği yükseltmesi üzerine anlattıkları, İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerini açıklarken, Birinci Dünya  Savaşı’ndan yenik çıkan Almanların aşağılık kompleksini yenmek için dünyayı kana bulaması’ örneğini verenleri hatırlatıyor. Karadenizli gençler ve öğrenciler ise, olayı bu kadar ‘ağır’ almıyor tabii. Örneğin Gürcan Şişmanoğlu’nun anlattığı bir hikâye olaya bambaşka bir açıdan da bakılabileceğini gösteriyor: “Lince uğrayan TAYAD’lılardan birine, dolmuşta giderken yanında oturan Trabzonlu ‘Ne zorunuz vardı da Türk bayrağı yaktınız’ diye soruyor. Konuşmaya kulak misafiri olan başka bir Trabzonlu ise rahatlamış bir biçimde söze karışıyor: ‘Hangi bayrağı yakarsanız yakın ama sakın Trabzonspor bayrağına doyunmayın ha’…’’

Tabii Gürcan Şişmanoğlu, her şeyin bu esprideki anlayış kadar basit olmadığını eklemeden edemiyor. Milliyetçiliğin evrensel nedenlerine ters bir duruma  dikkat çekiyor. “Trabzon’da milliyetçilik göçle başladı. Gümüşhane’den, Bayburt’tan, Erzurum’dan çok göç aldı Trabzon. Gelenler daha çok Türk ve Müslüman olduklarını düşündü ve yerli halka da bunları öğretmeye kalktı. Yerlilerin bir kısmıysa bunlarla milliyetçilik yarışına girdi. 12 Eylül’den önce Trabzon’da iki mahalle dışında her taraf solcuymuş. Solcuların önemli bir kısmı kenti terk etti. Kalan sağcı yerlilerle yeni gelen muhafazakâr göçmenler Trabzon’u bu hale getirdi. Hâlâ solun güçlü olduğu yerler var. MeselaTonya İlçesi, Sidiksa beldesi gibi yerlerde solcular fazla… Buralarda göçmen yok…”

Evet, Şişmanoğlu’nun söylediklerinde gerçekten de  ‘evrensel milliyetçiliğe’ ters bir durum var.  Bütün milliyetçilikler yeni gelenlere karşıdır. Örneklerini hepimizin Almanya’daki Türklere, Bodrum’daki Kürtlere karşı geliştirilen milliyetçilikten anlayabileceğimiz milliyetçiliğe ters bir durum bu. Olayı doğru anlamak için tekrar açıkça soruyoruz: “Yani, yeni gelenler mi yerlilerden daha milliyetçi? Sizler Trabzon’un yerlisi olduğunuz için bütün suçu dışardan gelen yabancılara atarak, bir tür yabancı düşmanlığı yapıyor olmayasınız?’’ Gürcan’ın fikirlerini örneklerle destekleyenler var. Belediyede çalışan Etem Küçük, “Mesela Yasin Hayal Gümüşhane göçmenidir. Yerli değildir…’’ diyor. Yine Trabzonlu Ünal Uzunali karşı çıkıyor bize: “Hayır öyle değil, hani örnek olarak söylüyorum, bizde bir Trabzon milliyetçiliği olsa bile, bu bir Türk milliyetçiliği değil ki…’’ Hrant Dink cinayetinden sonra Trabzonlu aydın, yazar, sanatç ve gazetecilerin Trabzon’u savunan tepkisinin doğru olduğunu söylüyor gençler.

KENTTE YABANCI OLMAK

Peki Trabzonlu olmayan üniversite örencileri Trabzon’u nasıl algılıyor? Yaşadıkları Trabzon milliyetçiliği ya da milliyetçilikler neler? Sohbetteki Trabzonlu olmayan öğrencilerin izlenimleri oldukça ilginç:

Emre Karagöz, Harita Mühendisliği Öğrencisi, Bursa’dan gelmiş: “Hani bütün şehir merkezleri daha özgürlükçü, taşra daha tutucu diye biliriz ya, burada tam tersi. Şehir merkezi esnafı Türk milliyetçisi. Dünyanın ucunda, dünyaya kapalı bir yere gelmiş gibi hissettim kendimi. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ tehdidi var hâlâ havada. Ben uzun saçlı, küpeli bir öğrenci olarak elbette zorluk çektim. İlk geldiğimde sokakta yürürken omuz atarlardı bana. Pis pis bakarlardı. Anlamazdım. Şimdi kendimi korumayı biliyorum, yani tehlikenin nereden gelebileceğini biliyorum. Buradaki milliyetçilik Türkiye’den kopuk bir milliyetçilik değil. Bayağı, bildiğimiz Türk milliyetçiliği işte. Burada artı mikro milliyetçilikler var. Malatyalılar, Trabzonlular, Ordulular gibi…” 

Eren Altun, İktisat Öğrencisi, Ankara’dan gelmiş: “Ben Trabzon’a gelince dünyanın sonuna gelmiş gibiydim. Bakkalda ‘mermi bulunur’ yazısı vardı, kırtasiyede de kuru sıkı silah satılıyordu,  anlayabiliyor musunuz? Ben saz çalıyorum, halk müziği dinliyorum. Burada herkes bir tek  Hopdek çalıp Kolbastı oynuyor. Evrensel bir bakış açıları yok. Bir çok kişi dünyanın Trabzon’dan ibaret olduğunu sanıyor…”

Gamze Ertürk, İktisat Öğrencisi, Manisa Salihli’den gelmiş: “Ben burayı kazanınca evde tartıştık. Hrant Dink’i vuran insanların içinde okuyamam dye düşündüm. Ailem de beni göndermek istemedi. Oldukça önyargılıydık. Gelince önyargılarıma uygun şeyler yaşadım tabii. Trabzon klişesine uygun hâlâ çok şey yaşıyoruz. Ama kendi arkadaş çevremi oluşturunca, yerli halkla pek bir ilişkim olmuyor. Birçok klişe kırıldı. Şimdi rahatım…”

Burcu Örenç, Türkçe öğretmenliği okuyor, Giresun’dan gelmiş: “Ben de Karadenizliyim ama burası Giresun’a göre çok tutucu. Mesela kız öğrenciye ev verilmiyor.”

Gamze Akış, İktisat okuyor, Çorum’dan gelmiş: “Ben kentte hiç yalnız dolaşmadım. Üç beş kişi dolaşırken bile bir sürü laf yiyoruz, tacize yelteniyorlar. Mesela gençler geçerken bize silah gösteriyor. Bu ne anlama geliyorsa. Ama Tonya ilçesi mesela çok rahat. Üniversitenin içi de rahat. Herhalde yerli gençler biraz kıskanıyorlar bizi.”

Trabzonlu olmayan öğrencileri dikkatle dinleyen Gürcan Şişmanoğlu tekrar söze girme gereği duyuyor: “Trabzonlu gençler kentlerini savunmaya kalkışıyor. Yani her gün Trabzon şöyle Trabzon böyle dendiğinde buradaki insanlar da savunma mekanizması geliştiriyor. Refleksle, ne yaptıklarını düşünmeden davranıyorlar elbette…’’ Ama öğrencilerin verdikleri örnekler o kadar özgün ki, herhalde bu bir tek Trabzon’da yaşanır diye düşünüyor insan.

Çağdaş Dirik, Türkçe öğretmenliği okuyor, Çanakkale’den gelmiş: “Ben Trabzon-Akçaabat arası gidip geliyorum. Gece belli saatten sonra mesela bazı dolmuş şoförleri para üstü vermiyor.  Nasıl olsa yabancıyız ya, hakkımız yok konuşmaya diye düşünüyorlar. Kaba davranıyorlar. Hani suçlu gibi davranıyorlar bize…”

Erman Birben, Jeofizik okuyor, aslen Rizeli ama İstanbul’dan gelmiş: “Halk üniversiteyi bir imkan olarak değil de, kendilerini bozan bir musibet olârak görüyor. Mesela bana yeni geldiğim sene durdurup ‘Senin neden küpen var’ diye sorarlardı. Şimdi küpeli yerliler var. Halk ‘Üniversite şehri bozdu’ diye düşünüyor. Bir kabadayılık kültürü var kentte. Bu herhalde bütün Karadeniz’de var. Mesela Üniversiteyi yeni kazandığımda Rize’deki akrabaların yanına gelmiştim. Bana ‘Bizim orda adamlarımız var. Sorun olursa hemen geliriz’ diyorlardı. Mantığa bakın…”

BİRAHANEDE AİLE YERİ

Konuşmalar uzayınca anlıyoruz ki, Trabzon’dan daha büyük bir kentte yaşamış bir öğrenciye Trabzon dar geliyor. Daha küçük yerlerden gelenler için belki Trabzon daha rahat bir kent. Mesela Iğdır’dan gelen Ezgi Selçuk, “Iğdır’da da yalnız sokağa çıkamıyordum burada da çıkamıyorum. Burada hiç değilse arkadaşlarla gezebiliyoruz” diyor.

Peyzaj mimarlığı bölümünde okuyan Artvinli Cihan Avcı’nın sorunu ise çok daha farklı: “Feodal ilişkilerin yoğun olduğu bir kent. Bir de kente ilişkin halkın algısı yanlış. Mesela yeşille mavinin buluştuğu kent diyorlar. Oysa kentte ne yeşil kalmış ne de mavi…”

Sohbet uzadıkça kente ilişkin anlatılan karabasan hikâyeleri artıyor. Örneğin  birahanelerde ‘aile yeri’ hikâyesi var ki, Trabzonlu gençler bile bunu oldukça şaşırtıcı buluyor. Birahanede aile yeri olur mu?  Anlıyoruz ki, kadın erkek birlikte gelen müşteriler birahanede ayrı yere oturtuluyor, sadece erkek müşteriler ise başka bir yere. Etem Küçük, ‘Hiç değilse erkekler kadınlara sarkıntılık falan etmiyor, laf atmıyor. Bir de bu yanından bakılabilir olaya’ diyor. Bir de o yanından bakmaya çalışıyoruz olaya ama Trabzon’da öğrenci olmak bir hayli zor olmalı diye düşünüyoruz.  Öğrenciler bir süre sonra Trabzon’a alıştıklarını söylüyor. Ancak öğrencilerin alıştıkları, kent ve Trabzonlular değil.

Öğrenciler kente ve halka bulaşmadan yaşamayı öğreniyor bir süre sonra.  Kentin içinde bir hayli uzun tarihi olan Karadeniz Teknik Üniversitesi neden bu kadar kente uzak?  Öğrencilerin cevabı hazır: ‘’Kenti değiştirmeyi bırakın gericileştiren kurumlardan biri Üniversite…Onlar habire milliyetçilik bayramı kutluyor.’’

***

Trabzon’da BirGün dostları yalnız kalmak istemiyor 

AkŞam bir öğrenci evine konuk oluyoruz. Öğrencilerin yaşadıkları sorunlar, kentin sorunları, dünyanın ve Türkiye’nin gidişatı gibi konularda sohbetler yapıyoruz. ÖDPli öğrenciler ‘Çayda ve Fındıkta Sömürüye Son’ mitingine hazırlanıyorlardı. Heyecanla bizi miting hakkında bilgilendirdiler. Söz döndü dolaştı BirGün gazetesine geldi. Bir öğrenci sözü hiç dolaştırmadan söyledi: ‘’Çok önemsediğimiz BirGün gazetesine kırgınız biz…’’

Bütün Karadeniz boyunca bölük pörçük dile getirilen ‘Haber gönderdik yayınlanmadı. Telefon ettik kimseyi bulamadık. Yazı gönderdik çıkmadı’ türü bir yakınma değil bu. Öğrenciler üniversitede kendi aralarında bir BirGün dostları, BirGün kulüp benzeri oluşuma gittiklerini, okur temsilciliği oluşturduklarını anlatıyor. Gazeteden kendilerine destek beklemişler. İki kere BirGün okur inisiyatifi olarak gazete merkezinden gelen biriyle sohbet toplantısı gerçekleştirmeyi planlamışlar ama son anda gazeteden kaynaklanan terslikler çıkmış. Gazeteden kimse Trabzon’a BirGün gazetesini anlatmaya, okurların sesini dinlemeye gelememiş. Daha doğrusu gelmeye niyetlenen kişiler son anda çıkan aksilikler nedeniyle Trabzon’a ulaşamamış. Bir keresinde üniversiteye panele gelen Doğan Tılıç ile sohbet  etmişler. Sohbetin tadı damağında kalmış gençlerin. Bu tür bir gönüllü okur inisiyatifi her gazeteye nasip olmaz. Bunun gazete için önemini anlatıyoruz.

 Ferhat Aydoğdu, “Hele bir keresinde her şey hazırdı. Son anda toplantıyı iptal etmek zorunda kaldık. O kadar mahçup olduk ki anlatamam’ diyor. “İşte ben geldim. Şimdi yapıyoruz okur toplantımızı’’ diyorum. Bundan çok memnun olduklarını anlatıyorlar.

Trabzon’daki öğrencilerin BirGün’den acilen bekledikleri şu: Bir olay olduğunda kimi arayacağımızı bilmeliyiz. Gazetede bir tek muhatap olmalı.. Herkes sorumlu olunca gerçek sorumluyu bulamıyoruz…’’ Gençler “Bazen kendi kendimize gelin güvey oluyormuşuz gibi geliyor bize” diyor.

Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. bengüsu kaptanoğlu diyor ki:

    mrb. ben bu yıl snava grdim ve büyük ihtimalle ktü harita mühendisliğine gideceğim. trobzon gerçekten anlatldığı kadar kötümü yoksa iyi yanlarıda varmı… bnm gözüm korktu şahsen. sevgili abilerim ablalarm bni bu konuda aydınlatrsanız çok sevinirim :)

Yorum Yapın