6 Eylül Harekatı..

| 06 Eylül 2009

6-7-eylul-olaylariOsmanlı’dan devraldığı karakterle varlık oluşturan İttihat Terakki’nin devamcıları faşist ayinlerinden birini tarihler 6-7 Eylül 1955’i gösterdiğinde yeniden sergiliyordu. Ülkenin çeşitli ulus, azınlık milliyet ve inanç gruplarının katli, inkarı ve asimilasyonu ile oluşturulan Türk devleti ve ‘müstesna’ iktidarı bu politikaları bu sefer 1955’te yeniden icra ediyordu. Ermeni ulusunu katleden, farklı milliyet ve inançlardan grupları inkar eden, asimile edenler, tekliği dayatan ve baskı uygulayanlar bu sefer gözünü ‘hali yerinde’ Rumlara dikmişti. Bir türlü düze çıkamamanın (ulus-devletleşememenin de diyebiliriz) kompleksiyle Türk hâkim sınıfları, Rum sermayesi karşısında salya akıtarak, bu sefer Rumların işini halletmeye yönelecekti. Ve devlet, o ‘muhteşem’ örgütlenmesiyle Rumlara ‘haddini’ bildirecek, mallarını yağmalayacak, yurtlarından edecek ve tarihe yeni bir kara sayfa yazılmasına neden olacaktı.

İktidar-medya-ordu-emniyet el ele…

1954’te Balkan Paktı’nın yenilenmesinin ardından, Yunanistan’ın Kıbrıs sorununu BM’ye taşıması Türk-Yunan ‘muhabbetinin’ tadının kaçmasına neden olacaktı. Yunanistan’ın 1954’te Kıbrıs’a ‘kendi kaderini tayin hakkı’nın tanınması için BM’ye yaptığı başvuru kabul edilmeyip de Grivas liderliğindeki EOKA, Kıbrıs’ta İngilizlere karşı eylemlerini başlattığında Türk devleti ile Yunan devleti arasında gerginlik alev alacaktı. Hal böyleyken hükümetteki DP ile muhalefetteki CHP ve Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Millet Partisi’ne mensup milletvekilleri Rum aleyhtarlığını kışkırtacak önergelerini vermeye başlamışlardı. Siyasilerin en büyük yardımcısı ise Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) ile Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) idi. Başta İstanbul’da yayınlanan, Hürriyet, Yeni Sabah ile İzmir’de yayınlanan Gece Postası olmak üzere tüm gazetelerde, hemen her gün İstanbul Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik Athenagoras aleyhine haberler boy gösteriyordu. 16 Ağustos’ta KTC Başkanı Hikmet Bil, Kıbrıslı Türkler’in lideri Dr. Fazıl Küçük’ün ‘adadaki Yunanlıların Türk azınlığa karşı katliam hazırlığı içinde olduğuna dair’ mektubunu tüm şubelerine göndererek, üyelerinden ‘Londra ve Atina’nın korkacağı erkekçe bir ses’ çıkarmaya davet etti. 24 Ağustos’ta Adnan Menderes, Liman Lokantası’ndaki yemekte Yunanistan ve Kıbrıs aleyhine fena sayılmayacak sert bir nutuk atarak ‘çarşambanın gelişini’ müjdeledi. Ardından İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği, Yunan pasaportlu Rumlar’ın mallarının müsadere edilip, yurtdışına çıkarılmalarını talep ederken, gazetelerden Kıbrıslı Türkler’in zor durumda olduğunu okuyan vatandaşlar, Kıbrıs’a gitmek için TMTF’ye kitlesel başvurular yapmaya başladılar. Devlet tüm kurumlarıyla ‘muhteşem’ örgütlenmeyi örerken, Selanik’ten gelecek bir haber ortalığı alevlendirecekti. 6 Eylül 1955 günü, saat 13.00’de radyolar, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı saldırı yapıldığı haberini verdi. Öğleden sonra İstanbul Ekspres adlı 20-30 bin tirajlı bulvar gazetesi, haberi iki ayrı baskıyla kamuoyuna duyurdu. Sonradan öğrenilecekti ki, DP’yle ve Milli Amele Hizmet Teşkilatı) MAH’la ilişkisi olan gazete sahibi Mithat Perin ve Yazı İşleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu, Selanik’te bombanın patlayacağını önceden bildikleri için kâğıt stoku yapmışlar ve o gün tam 300 bin gazete basmışlardı.

‘Milli bir isyan, gençliğin milli kıyamı!’

Öğleden sonra, İstiklal Caddesi’nde toplanan güruh, Başta Rumlar olmak üzere Ermeni ve Yahudi gibi gayrimüslimlere ait işyerlerini taşlamaya başladı. Olaylar kısa sürede Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı gibi gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere yayıldı, ardından Eminönü, Fatih, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutluk, Bebek, Kadıköy, Moda, Kuzguncuk, Çengelköy gibi uzak bölgelere sıçradı. Faşist ayin sadece İstanbul’la sınırlı değildi; İskenderun, Trabzon, İzmir gibi yerlerde de sergileniyordu. Saldırganlar halkı tahrik etmek için “Makarios’a ölüm’, “Kıbrıs Türktür” diye haykırıyor, ellerindeki Atatürk ve Bayar resimlerini, KTC rozetlerini karşılaştıkları Türklerin ellerine tutuşturuyorlardı. Daha sonra pek çok tanık, 20-30 kişilik mangaların başında KTC’den öğrencilerin olduğunu, hemen her semtte yağmacıların kullandığı sopaların aynı tornadan çıkmışçasına eşit büyüklükte ve kalınlıkta olduğunu, Rumlara ait ev ve iş yerlerinin önceden tespit edildiğini, hatta kimi yerlerde bu ev ve işyerlerinin bir gece önce tebeşirle ya da soba boyası ile işaretlendiğini, polislerin ise saldırganları izlemekle yetindiğini anlatacaklardı. Devlet yetkilileri ise bu saldırıyı ‘milli bir isyan, gençliğin milli kıyamı’ olarak niteleyecekti.

‘Galiba dozu kaçırdık’

İzmir Valisi Kemal Hadımlı ise, olayları göstericilerin omuzlarında izlemişti. Olayların bilançosu kısa sürede ortaya çıkar. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştür ancak sadece üç kişinin adları verilmiştir. Yaralı sayısı resmî rakamlara göre 30, gayri resmî rakamlara göre 300’dür. Sadece Balıklı Hastanesi’nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştür. Tecavüze uğrayanların 200’ü aştığı sanılır. Olaylar sırasında, resmî rakamlara göre 5.300’ü aşkın, gayri resmî rakamlara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğrar. En büyük tahribat nüfusun yüzde 15’inden fazlasını Rumların oluşturduğu Beyoğlu’nda yaşanır. Cumhurbaşkanı Celal Bayar İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” demiştir.

Saldırılar göstermelik yargılamalarla hasıraltı edildi

Devletin örgütlediği bu faşist saldırı kuşkusuz ‘komünistlere’ yıkılacaktı. 7 Eylül 1955’te aralarında 45 ‘tescilli’ komünist adliyeye getirildi, bunlardan 19’u tutuklandı. Tutuklananlar arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Nihat Sargın, Müeyyet ve Can Boratav, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo, İlhan Berktay, Aslan Kaynardağ gibi isimler vardı. Olaylarla iligili göstermelik yargılamalar olsa da ceza alan olmadı, tutuklananlar serbest bırakıldı ve dava hasıraltı edildi. Mahkeme, TMFT’nin, KTC’nin, MAH’ın ve elbette adı gündeme bile getirilmeyen Özel Harp Dairesi’nin üstüne gideme(z)di. Saldırılardan kısa bir süre sonra muhalefet lideri İnönü’nün Meclis kürsüsünden Menderes’e hitaben “İstanbul’da Rum vatandaşların kanına girdiniz” demesi; Menderes’in de “Bizim elimiz sizin gibi yüz binlerce masum Kürt’ün kanı ile bulanmış değildir” cevabını vermesi Türk hakim sınıfları ve devletlerinin gerçek yüzünü, karakterini çok açık bir biçimde özetliyordu.

‘Sorarım size…’

Yargılamalar sırasında, Selanik’teki Türk konsolosluğunun bahçesinde bulunan Atatürk’ün doğduğu eve atılan bombanın diplomatik çanta içinde Selanik Başkonsolos Yardımcısı Mehmet Ali Tekinalp tarafından Türkiye’den getirildiği ve Türk Başkonsolosluğu’nun bekçisi Hasan Uçar tarafından bahçeye atıldığı açığa çıktı. Bombayı attırdığı söylenen hukuk öğrencisi Oktay Engin ise 1992-1993 tarihleri arasında Nevşehir valiliğine getrildi. Orgeneral rütbesinden emekli olmuş, tuğgenerallik rütbesinde Özel Harp Dairesi (ÖHD) başkanlığı yapmış, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulunda üst düzey görevlerde bulunmuş Sabri Yirmibeşoğlu’nun gazeteci Fatih Güllapoğlu’na söyledikleri bu faşist tertibin ‘muhteşemliğini’ ortaya döküyordu: “…6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?..”

Kaynak: HALKIN GÜNLÜĞÜ


Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. trinity diyor ki:

    bu siteyi kuranlarin kafa yapisinin nasil oldugu geyet acik ve net… her seyiniz yikmak uzerine kurulu…kultur kisvesi altinda karadeniz insaninin solcu oldugunumu anlamak gerekli… sizi gidi rumcu ermenici ocu bucu onursuzlar

Yorum Yapın