“Cinayeti Milli Duygularla İşledim!”

| 22 Temmuz 2009

mayis-yeni-kapak11xxxxxKocaman Anadolu’nun bağrı kanla, acıyla, göz yaşıyla yoğrulmuş. Bu yüzden yüzü hiç gülmez Anadolu insanının. Nasıl gülsün ki? Her beş yılda, on yılda başka bir katliam, başka bir cinayet, başka bir darbe.

Hangi yürek unutabilir: “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!” sloganları eşliğinde yürüyen, leş bulmuş sırtlan sürüsü gibi git gide büyüyen vahşi kalabalığı… Birbirine karışan sloganları, kana susamış yürekleri ve karanlık beyinleri… Hiçkok’un korku filmi senaryolarından bile daha korkunç bir kurguyla santim santim ölüme, adım adım ölümsüzlüğe, aydınlığa kurban edilen aydınlarımızı… Yürekleri sevgiyle, merhametle koskocaman olmuş, onlu, yirmili, otuzlu yaşlarda bin yıllık bir çınar gibi dipdiri, on bin yıllık haklı kavganın onurunu beyinlerinde ve bedenlerinde yaşatan Pir Sultan Abdal şehitlerini! Türkü şehitlerini! Aydınlık şehitlerini! Madımak’ta alçakça yakılan kardeşlik şehitlerini!

Büyük yazarımız Sabahattin Ali’nin katili bir kaçakçılık olayında yakalandığında Sabahattin Ali cinayetini, “milli duygular işledim” dedi. Aynı şekilde Nazım Hikmet neden memleketinden gitmek zorunda bırakıldı? Şayet gitmeseydi eğer aynı cümleyi duymayacak mıydık Nazım Hikmet’in ardından? “Cinayeti milli duygularla işledim!” Bu cümleyi tekrarlamayacak mıydı kiralık bir katil?

Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Bedrettin Cömert… gibi yazar, sanatçı, gazeteci, akademisyen aydınlarımız sizce hangi gerekçelerle, kim tarafından öldürüldü? Maraş, Çorum, Sivas katliamları hangi amaçla yapıldı, yaptırıldı? Hrant Dink öldürüldüğünde katili aynı cümleyi tekrarlamadı mı? “Cinayeti milli duygularla işledim!”


Katili yakalayıp suiistimalsiz adalete teslim etmekle yükümlü olan ve bu topraklardan bunun için maaş alan kolluk kuvvetlerinin bazıları ne yaptılar peki? “Cinayeti milli duygularla” işleyen fikir taşının eline bayrak tutuşturup, hatıra fotoğrafı çektirdi. Katili karakoldan çıkarıp gerekli merciye gönderecekleri zaman ise neredeyse arkasından su dökeceklerdi; belki onu da yapmışlardır.


Peki dünyaca ünlü piyanistimiz İdil Biret’in konserini ellerinde bayraklarla basan zihniyete ne demeli? İçlerinden hangisi “cinayeti milli duygularla işledim!” cümlesine en uzaktı? Belki de hiç biri! Daha da eskisi var ama Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e saymış olduğumuz hangi olay “Milli Duygular Zinciri”nin farklı bir halkası? Sanırım hiç biri!


Birileri güya vatansever, birileri vatan haini ve cinayetlerde vatan için işleniyor. Bu ülkeyi yıllardır iliklerine kadar sömüren ve sömürmeye devam eden emperyalistlere “Milli Duygular”la yatıp kalkanların namlusu doğruldu mu hiç? Hangileri onlara yumruk salladı? Hangileri bu uğurda can verdi? Dolmabahçe’de gençler “6. Filo Defol!”, “Tam Bağımsız Türkiye!” sloganları atıp Amerikan askerlerini denize dökerken, darağaçlarında can verirken sözde vatanseverler, güya Müslümanlık için mücadele edenler kızlarını Dolmabahçe’ye getirip Amerikan askerleriyle evermeye çalışmadı mı?


Çok açıkça söyleyeyim: Kim bu ülkede faydalı olmaya çalıştıysa, ve çalışıyorsa, kim bu ülkede halkın yanında yer aldıysa ve alıyorsa ayağı kaydırılmaya, suçlanmaya, öldürülmeye maruz kalmıştır. Bunun için yarım yüzyılı aşkın tarihimize bir baktığımızda topraklarımızın “Siyasi Cinayetler Mezbahası” olduğunu görürüz.


 

Çok tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Her gece kucağımızda Hiroşima ve Nakazaki’yi yok eden atom bombasının kat kat üstünde bir bombayla yatıp kalkıyoruz. Süreç böyle devam ederse yatıp kalktığımız o bomba bağrımızda patlayacak. O zaman parçalarımız öyle bir savrulacak ki sittin sene bir araya gelmeyecekler bir daha. Gelseler bile ya bir kolumuz ya bir bacağımız eksik kalacak ya da hiç biri olmadan bir sürüngen gibi yaşayacağız; ayaklar altında, ezilerek…


 

Bu ülkede neler oluyor böyle? Her kurumun kendi içinde aksaklıkları o biçim. Son yıllardaki rezillikleriyle “Adli Tıp Kurumu” tüylerimizi diken diken ediyor. Katil bir bunağın cinsel istismarına maruz kalan zavallı kızcağızımıza azgın tekenin yaptıkları yetmezmiş gibi “Adli Tıp Kurumu”nun yaptıklarında eklendi. Her vakada bağımsız, yansız, bilimsel karar vermesi gereken “Adli Tıp Kurumu” birilerinin tesiri ve kumandası altında görüntüsü çiziyor. On dört yaşında o azgın herifin kolları, kokuşmuş nefesi altında kim bilir ne buğramlar geçiren zavallı kızcağıza “ruh sağlığı bozulmamıştır!” diye rapor veren kurum sonra “Ruh Sağlığı Bozulmuştur!” diye raporu değiştiriyor. Bu ne çelişki böyle? Bu kurum kiminle dalga geçiyor? Kızcağızın ruh sağlığının bozulduğunu ilk raporu verirken sen de bal gibi biliyordun. Sen kimi kandırıyorsun?.. Ceset karıştırma, rapor skandalından sonra en son marifeti olan sperm karıştırma olayıyla “Adli Tıp Kurumu” saygınlığını gün geçtikçe yitiriyor! Birileri Adli Tıp’ı iyice bir karıştırıyor.


 

Ey Anadolu’nun aç, sefil, muhtaç insanları! Kendi ellerinizle ipimizi çekiyorsun. Unutmayın ki o ilmik sadece bizim boynumuza değil! Sizin, ananızın, babanızın, karınızın, çoluk- çocuğunuzun, onların doğacak olan çocuklarının da boynunda! Unutmayın! Yarın bir bakarsınız sizin çocuğunuz da ensesinden vurulur. Bağra basılan katilde oğlunuz için aynen şu cümleyi kullanır: “Cinayeti milli duygularla işledim!”

Uyanın!

Barış UZUN

Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. egemen kalyoncu diyor ki:

    Yazının ana fikrine katılıyorum.Böyle bir konuyu işlemişken bunu tek bir yazıyla sınırlı tutmamak gerekir.Bir yazı disi yapılmalı.Diğer yazılarda tetikçilerin dışında onların arkasındaki güçlerden de bahsetmek gerek.Kimlerin kimin piyonu olduğu, kimlerin hangi amaçlarla kimlere nasıl hizmet ettiğine de değinmek gerekir.

Yorum Yapın