Ahmet SANER

| 23 Haziran 2009

ahmetsaner 1959 Akçaabat doğumludur. Lise çağlarından itibaren örgütlü olarak devrimci mücadelenin içinde yer alan Ahmet Saner, 1970′li yılların sonuna doğru İstanbul Devrimci Ortaöğrenim Derneği, İstanbul Ortaöğretim Derneği, İstanbul Yurtsever Devrimci Öğrenim Derneği, ve İstanbul Demokratik Gençlik Derneği gibi oluşumların kuruluşunda ve örgütlenmesinde aktif rol oynadı.

Türkiye’de görevli CIA ajanlarından Amerikalı subay Sam Novello ve onun Türkiye bağlantısı olan Ali Sabri Baytar‘ın kaçırılarak sorgulanmalarını amaçlayan eylemlerinin başarıya ulaşamaması ve her iki zanlının da bu kaçırma girişimi sırasında ölmeleri üzerine, 16 Nisan 1980′ de eylemden hemen sonra diğer militan arkadaşları ile birlikte yakalandılar. Yaralı ele geçirilen Hakkı Kolgu kaldırıldığı hastanede öldü. Ahmet Saner ise, diğer arkadaşı ile birlikte tutuklandı . 12 Eylül cuntasının askeri mahkemesinde idam istemiyle yargılandılar. Öldürülen kişi CIA görevlisi olduğu için yargılanmaları ABD’nin baskısıyla hızlandırıldı. Vietnam kasabı olarak da bilinen CIA yetkilisi Robert Commer ve beraberindeki Amerikan heyeti 20 Haziran 1981′de Türkiye’ye geldiler. Amerikan heyetinin Türkiye’den ayrılmasından 3 gün sonra, 25 Haziran 1981′ de de, Ahmet SANER ve eylem arkadaşı Kadir Tandoğan  idam edildiler.

.
Avukatının anlatımıyla idamı:
Ve demir kapı açıldı…
Ahmet Saner, gür sesiyle gerilla marşını okuyarak kürsüye doğru yürüdü. Ağzını asker tuttuğu sırada bir kafa vurdu. Hiç kimse marşını söylemesine mani olamadı. Ağır, vakur adımlarla kürsüye yürüdü…
Geldi marşını bitirdi…
Savcı kendisine iddianameyi okudu.
Kürsüye yürüdü… Sandalyeye çıktı…
Bir telaş başladı ipi boynuna geçirdiler. Ahmet etrafa bakıyordu, fakat o sırada aksilikler başladı. Cellat kendi kendine söyleniyordu. Cellat diyorki, “burada ipin bağlanacağı yer yok”.
Ahmet bunları duyunca gülerek “Dikkat edin bir yerlerinizi sakatlayacaksınız” dedi.
Nebi bunun üzerine büyük bir kahkaha kopardı! Herkes bembeyaz… Şaşkın vaziyette…El ayak her şey çekildi…. Ahmet etrafa bakıyor, bütün herkesi izliyor, en son Nebi’ye baktı, sonra da döndü gözlerimin içine baktı!…
Yani demişti ki o anda “Anlatacaksınız bizi! Arkadaşlarımıza bizi anlatacaksınız !…..
Gözlerimin içine baktı… Bir taraftan sandalyeyi tutuyorlar…
Ahmet gözlerimin içine bakmaya devam ediyor…
O an her şey bir saniye hatta salise meselesiydi.
Gözlerimi kapattım bütün yüreğimin samimiyetiyle “duyuyorum anlıyorum, anlatacağım” der gibi başımı salladım…

ahmet-sanerVe… Bir tekme!… Sandalye Albayın suratında patladı.

Ahmet sandalyeye kendisi tekmeyi vurdu ve cellat sandalyeyi çekecek fırsatı bile bulamadı!…
O kadar şiddetli vurmuştu ki sandalye Albayın suratında patlamıştı.
Ahmet bir salıncakta eğlenen güzel bir çocuk gibi sallanıyordu.
Sallandı…
Sallandı..
Üç kere omzunu salladı. Ve “oh !” diye bir ses…. “oh !” dedi…
17 dakika beklediler, sonra indirdiler. Nebi gitti saçını okşadı…
Etrafa baktım ağlıyorlardı… Şaşkınlardı…Şaşırmışlardı… İmam dona kalmıştı… O misafirler geliyor diyenler süngüleri düşmüş birer asker gibiydiler… Albay sırtını oğuşturuyordu, Savcı sapsarıydı…
Pişmanlık… Şaşkınlık… Üzüntü…
Ve yerde gülümseyen bir insan….
İpte başı dik vakurdu. Ve söylediği gibi, bilet bu akşam kesilmişti. Ve trene biniyordu tüm dostlarına selam söylüyordu. Ben biniyorum, gidin anlatın dostlarımıza, anlatın arkadaşlarımıza…
Ahmet gitti…

İdamların gerçekleştirildiği dönemde orada asker olarak görevli olan bir başka tanık da, anılarında o anı şöyle aktarıyor:

“25 haziran 1981-Bir gece sabaha karşı Üsküdar’daki Paşakapısı cezaevine gideceğimizin haberi geldi. Sokağa çıkmak yasak olduğundan her yerde ölüm sessizliği vardı. Benim komutan, devrin emniyet müdürü Şükrü Balcı’nın makam arabasına geçince, bana iki çok üzgün sivili ceazevine götürme görevi düştü. Konuklarım, az sonra asılacak olan gençlerin akrabalarıydılar. Kadir Tandoğan’ın (23) ablası ve Ahmet Saner’in (22) dayısı. Birbirlerini tanımamalarına rağmen Saner’in dayısı, sürekli ağlayan Tandoğan’ın ablasını teselli etmeye çalışıyordu. Mahkum gençler, ayrı ayrı farklı bir cezaevinden adına Reo denen, koğuşa dönüştürülmüş devasa askeri kamyonlarla Paşakapısı’na getirildiler. Bir de ambulans vardı konvoyun içinde. Mezarlık, cezaevinin çatısı, bomboş yollar, yüzlerce asker tarafından kontrol ediliyordu. “12 Eylül İdamları” adı altında anılan idamların yedinci ve sekizinci idamları olarak tarihe geçeceklerdi. Kendilerini araçtan indirirken heyecanlanan ere Ahmet Saner şöyle demişti: “Heyecanlanma kardeşim, seni mi asacaklar yoksa beni mi?” İyi niyetli bir kaç subayın, “seyretmeyin, genç beyinlerinize bu kötü anıları sokmayın” uyarılarına rağmen, idam sehpasının kurulduğu avlunun yanıbaşındaki terasda birbirimize yaslanarak yerlerimizi aldık. İğne yapılırken bile bakamazken, neden seyretmek istediğime bir türlü anlam veremiyordum. Olur da fenalaşıp yığılırsam diye de aralara bir yere sıkıştım.
Aydınlatılmış avluya hüzünlü bir telaş hakimdi. Yargıç, savcı, avukat, çeşitli rütbelerden subaylar, doktor ve de yüzü maskeli cellat… Benim komutan ve emniyet müdürü, arkamızdaki çardakta oturarak seyretmemeyi tercih etmişlerdi. Tesadüf bu ya, infazlar yapılmadan beş gün öce Vietnam kasabı diye anılan Amerikalı Commer Istanbul’a gelmişti. Önce hayli uzun boylu olan Ahmet Saner’i getirdiler.
ahmet-ve-kadirO yıllarda duymaktan, okumaktan yıldığım sözleri haykırıyordu..
“KAHROLSUN OLİGARŞİ, EMPERYALİZM, FAŞİST AMERİKA..”
Elleri arkadan bağlı, üstünde Amerikan bezinden eğreti olarak dikilmiş bir ölüm kostümü ile hiç de korkmuş gözükmüyordu. Devrimci marşı söyledi gür sesiyle tüm avluya… Sehpayı, ipi, sandalyeyi onun boyuna göre ayarlayamamışlardı. Kendi sandalyesini tekmelemesine, alttaki kapakların açılmasına rağmen zor bir idam oldu.
Tam on yedi dakika sallandırdılar onu ipte. Sonra beton zemine serdiler. Asıl amacı insanları iyileştirmek olan, Hipokrat yeminli, tertemiz beyaz önlüklü bir doktor, Hitler’in kötü ünlü doktoru “Beyez Melek” (der weisse Engel) gibi cesedi muayene ettikten sonra öldüğüne karar verdi ve raporu imzaladı.

Ahmet Saner’in son mektubu:
“Yaptıklarımdan hiç bir zaman pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya bir daha gelirsem aynı mücadeleleri, aynı şeyleri bir daha yaparım. Onun için kimsenin üzülmesini istemiyorum. Kimse üzülmesin, ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duymuyorum..”

Facebook Twitter Email


Yorumlar (6)

 

  1. a.roj diyor ki:

    selam olsun o kahramanlara onlar kürt türk çeşitli milliyetlerden kavimlerden türkiye halklarının kurtuluşu için idam sehpalarında cellatlara boyun eğmediler.DEVRİM İÇİN SAVAŞMAYANA SOSYALİST DENMEZ!YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ !

    (EDİT: KEMENCHE)

  2. TURGAY diyor ki:

    selam olsun karadenizin, türkiyenin ve dünyanın onurlu devrimcilerine, onlar hakların kardeşliği için hayatlarını verdiler, onlar bağımsızlık için bu hayata veda ettiler, onlar işçi sınıfı için birliği için genç yaşlarında dünyadan göçüp gittiler,, kısacası onlar DÖVÜŞEREK ÖLDÜLER… BİZLER İÇİN ÖLDÜLER… YAPILACAK TEK ŞEY VAR ONLARIN MÜCADELESİNİ YÜRÜTMEK….

  3. diren diyor ki:

    Selamlar.

    Öncelikle sunu söylemem gerekir ki; Ahmet Saner ile ilgili yazida bazi seyler tam olarak yazilmamis.

    | KEMENCHE: Evet, doğru. Ahmet Saner’in hayat öyküsünün sadece bizi ilgilendiren yönlerini ele aldık. Daha detaylı bilgilere ulaşmak isteyenler, zaten internet üzerinde bunu kolaylıkla yapabilirler. |

    (…) Bu bilginin sitenizde kendisiyle ilgili yazida belirtilmemesi acaba “a.roj” rumuzlu arkadasin yorumlarinin da editörce üstlerinin cizilerek yayinlanmasiyla ilgili bir oto sansürün ürünümü?

    | KEMENCHE: Evet. İstisnasız her yayında olduğu gibi bizim de biz otokontrol sistemimiz var. “a.roj” rumuzlu o arkadaşın yorumu hiç yayınlanmayabilirdi de. Ancak üstü çizili olarak yayınlanma amacı, yayın politikamıza ve siyasi duruşumuza dair daha öğretici olmasıdır. Burada örgütsel ajitasyonlara, hele SOL görünümlü milliyetçi sloganlara asla izin vermeyeceğiz. KEMENCHE NEDIR? başlıklı metnin 4. paragrafında bu konudaki tavrımız net olarak belirtilmiştir. |

    (…)Ikincisi basin ahlak kurallari geregi eger bir yerde birisi hakkinda bir yazi yayinlaniyorsa ve bu yazi yayincinin kendi editörleri tarafindan yazilmamissa yayinlanan yazinin kaynagi verilir.

    | KEMENCHE: Bu yazıda, görgü tanıklarının kendi ağızlarından aktardıkları tanıklıkları dışında, yazının diğer kısmı, internet üzerinde WİKİPEDİA da dahil olmak üzere, farklı kaynaklar taranarak, editorlerimiz tarafından derlenmiştir. Bir takım sahte kahramanların günümüz Karadeniz gençliğine “rol model” olarak sunulduğu günümüzde, Ahmet Saner’i tanıtmak istedik. Ha, eğer Ahmet Saner’in 22 yıllık hayatının dışında, yaşam öyküsünün telif haklarının da sizin mülkiyetinizde olduğunu düşünüyorsanız, -sizin çok iyi anlayacağınız bir ifade ile- Ahmet Saner’in yaşam öyküsününü KAMULAŞTIRDIK, hatta kendisini de kamulaştırdık, şu an itibarı ile. Başka bir itirazınız var mı? |

    Bir Sosyalist Barikat okuru olarak calismalarinizda basarilar dilerim

    | KEMENCHE: Teşekkür ederiz. Sitemizin, ayrım gözetmeksizin -yayın ilkelerimiz çerçevesinde- tüm çevrelere açık olduğunu hatırlatmak isteriz. Doğu Karadeniz’le ilgili etkinlikleriniz olur ve -ajitasyon değil- ama SOMUT HABER olarak bunları kendiniz duyurmak isterseniz, derginize özel KULLANICI hesabı açtırabilirsiniz.
    Ayrıca dilediğiniz her an sitemizdeki her tür yazı ve bilgiyi kaynak göstermeden de kullanabilirsiniz.
    Bizde “BİLGİ” mülkiyet altında değildir. Bilgi ne kadar çok insana ulaşırsa o kadar iyidir. |

  4. ali rıza dizdar diyor ki:

    o avukat bendim

  5. Omer diyor ki:

    Belki yaslandik…Artik O’nlari animsadigimizda yanaklarimizin gozyaslarimizla islandigini farkediyoruz.Ahmet,Hakki,Kadir,Talip…Sizi tek bir gun bile unutmadim.En guzel anilarimiz sizinle gomulduler.En iyilerimizdiniz ve ipi ilk once siz goguslediniz…Bu dunya sizsiz issiz ve zavalli kaldi…

  6. ahmet diyor ki:

    Mezarı nerde acaba bilgisi olan var mı ?

Yorum Yapın