19. Yüzyılda Trabzon

| 09 Haziran 2009

eskits19.yüzyıl kuşkusuz yalnız Osmanlı İmparatorluğu için değil dünyadaki çoğu ülke için önemli dönüşümler yüzyılıydı. Bu yüzyılda İngiltere giderek güçleniyor ve dünya üzerindeki pazarlardaki egemenliğini artırıyordu. Böylece kendi sanayisine hammadde arayan İngilizler ve elbette diğer ağır sanayiye sahip Avrupa devletleri kendi aralarında büyük bir yarışa girmişti.
Devletlerin çıkarlarına göre dünya paylaşılıyor ve ona göre işgaller gerçekleşiyordu. Dünya’nın değiştiği ve büyük devletlerce paylaşıldığı süreçte aslında 3 tip devlet ortaya çıkmıştı: Bir sömürgeler, iki sömürenler ve üç yarı-sömürgeler. Osmanlı İmparatorluğu yarı-sömürge ya da başka bir görüşe göre bağımsız bir devletti. Yönetim yapısı tamamen karar mekanizmasından yoksun bırakılmamış ve sömürgecilere bağlanmamıştı. Ayrıca yönetim sömürgelerdeki gibi tamamıyla yerli işbirlikçilerden oluşmuyordu. Yalnız Osmanlı İmparatorluğu artık periferi (çevre) olmuş bir devletti yani sömüren devletlerin bir nevi hammadde kaynağı ve yine aynı devletlerin sanayilerine pazar bir ülkeydi yani Osmanlı sömürenlerin karşısında istese de pek de güçlü duramıyordu; çünkü dünya düzeni her şeyiyle artık sömürenlerin elindeydi. Bu yüzden onlara zıt olarak karar almak büyük ekonomik buhranlar ve reform hareketleri için Avrupa’dan gelmesi gereken yardımlara sırt dönmek demekti. Ayrıca Osmanlı ölçeğinde baktığımızda da artık giderek Avrupa’ya daha fazla imtiyazın verildiği dönemlerle karşılaşıyoruz. İmtiyazlar ile özellikle Karadeniz için İngiliz, Rus ve Eflâklı Fenerli Rumların korumacılığında gelişen ve zenginleşen Rum ve Ermeni tüccarları ve zıt olarak giderek etkisi azalan Müslüman tüccarları görüyoruz.

19.yüzyılda Karadeniz ve Trabzon’da Ekonomik Değişim Süreci

Karadeniz ticareti ve buradan elde edilen ürünler İstanbul için ve genel olarak Osmanlı için son derece öneme sahipti. Bölgeden başkente özellikle Kırım buğdayı ve Rusya’dan, Kuzey Anadolu’dan ve Eflak’ tan kürk, bal, deri, post, hububat, tuz gibi temel maddeler geliyordu. Buna kanıt olarak Evliya Çelebi 17.yy da İstanbul’daki 12 bin dükkânda çalışan 8 bin kişinin Karadeniz ticaretiyle meşgul olduğunu söyler. Rakamlara bakınca bölgenin önemi ve doğrudan İstanbul tüccarlarıyla olan bağları ön plana çıkar. İstanbul’la gelişmiş ticari ağlara sahip Trabzonlu tüccarlar ise İstanbul’a fındık, fasulye, bakır ve gemi direği ihraç ediyordu. Osmanlı tekelindeki ticari yapı Küçük Kaynarca’dan (1774) sonra sert bir değişime uğradı. Artık Ruslar Karadeniz’deki Osmanlı limanlarında istedikleri gibi ticaret yapabilecekler ve buna ek olarak Hıristiyanların korumasını da üstelenecekti. Yine aynı dönemlerde mevcut imtiyazlar diğer Avrupa devletlerine de verilmeye başlandı. Avusturya 1784, İngiltere 1799, Fransa 1802 gibi. Verilen imtiyazlar Karadeniz’de ticaret yapan tüccarların rengini de değiştirdi. Eskiden yerli ( Müslüman – Gayrimüslim) Osmanlı tüccarları tekelinde olan bölge artık özellikle Rus desteğiyle Kuzeydeki Karadeniz limanlarına yerleşen Rumların ve yine diğer Avrupalı devletlerin tüccarların eline geçmeye başladı. Ayrıca Karadeniz’de Ruslar tarafından Osmanlı’dan alınan her toprak oradaki özellikle liman kentlerindeki Müslüman tüccarların genellikle zorla göçe tabi tutulması bir nevi kovulması demekti.

Üzerinde durulması gereken asıl önemli konu ise gelişen Osmanlı-İran ticareti ve Trabzon’a kattığı ekonomik büyümedir. Karadeniz’deki zorla dış ticarete açılma ve bölgenin Osmanlı’nın tekelinden çıkması eskiden o kadar da parlak olmayan Karadeniz – İran ticaretini geliştirdi. Önceki dönemlerde genellikle Osmanlı’ya hizmet eden Karadeniz artık Rus, İngiliz ve diğer devletlere de hizmet etmeye başlamış ve bu pastadan olabildiğince herkes pay almaya çalışmaya başlamıştı. İranlılar ise İngiliz desteğiyle ekonomik olarak gelişen Ermenilerle gelişen Karadeniz pazarında atılımlarını yine İngilizlerin teşvikiyle gerçekleştirmişlerdi. Eskiden İranlı tüccarlar kendi mallarını Kafkasya üzerinden gideceği yere kadar kervanlarla Karadeniz’e taşırken artık daha kolay bir yol olan ve Ermeniler tarafından düşük nakliye ücretleriyle daha da cazip kılınan Tebriz-Erzurum-Trabzon yolu üzerinden taşımaya başladılar. Yeni yol Trabzon’un önemini daha da artırdı.  Ayrıca Kafkaslardaki Rus egemenliğinden İngiliz desteğiyle Tebriz-Erzurum-Trabzon üzerine kayan İran ticareti Trabzon’a başka kapılar da açtı. Eskiden ipeklerini çok daha uzun bir yol olan Tebriz’den İstanbul ve İzmir’e kervanlarla taşıyan İranlı tüccarlar mallarını artık Trabzon’dan gemilere yüklemeye başladılar. Yine Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun iç bölgelerindeki mallar artık Trabzon limanı üzerinden piyasaya sunuluyordu. Aynı şekilde Avrupa malları Trabzon üzerinden Doğu’ya İran ve Doğu Anadolu’ya taşınıyordu. Bu mallar Trabzon’dan özellikle Rum ve Laz tüccarların gemileriyle İstanbul’a Kırım’a ve İzmir’e taşınıyordu. Trabzon’dan İstanbul’a diğer şehirlere mal taşıyan gemilerin içinde ceviz, mazı, safran, kökboyası, firuze, İran ipeği, havyar ve İran üzerinden gelen bazı Hint malları mevcuttu. Osmanlı hükümeti ise aslında Karadeniz’deki gelişen ticaretten doğal olarak pek memnundu. Hatta bazen İran’dan gelen mallara saldırı düzenleyen Kürt aşiretleri cezalandırırken aynı zamanda Erzurum valisine sürekli kervanları silahlı adamlarla korumasını bildiren emirler verdiğini gösteren belgeler görüyoruz.

19.yüzyıldaki Önemli Antlaşmaların Trabzon Üzerindeki Etkileri

Trabzon 1829 Edirne Antlaşması ile Karadeniz ticareti daha bir önem kazandı. Edirne Antlaşması’na kadar her ne kadar Osmanlı Karadeniz’de çeşitli Avrupalı devletlere haklar vermiş olsa da boğazlardan geçişi denetleme hakkını sürdürmüştü. Yalnız Edirne’den sonra Osmanlı yönetimi boğazlardaki denetim hakkını da kaybedince Trabzon ticarette patlama yaptı.  1828 ‘de Trabzon ihracatı 217.500 ruble ve ithalatı 1.105.000 ruble iken antlaşmadan sonra ihracat 752.000 rubleye ithalat ise 5.270.000 rubleye çıktı. Artık Avrupa ile Trabzon arasındaki ürün yelpazesi de büyümüş ve lüksleşmişti. İran üzerinden gelen kaşmir halıları, bakırlar, kristaller, porselenler bu yelpazedeydi. Yalnız bu gelişen ticaretin %80 ‘i İngilizler ile olup ayrıca İngiltere’den ithal edilen ürünler doğrudan İngiltere’den gelmek yerine genellikle İstanbul üzerinden geliyordu. Ürünlerin bu kadar el değiştirmesi de fiyatları elbette artırıyordu. Yalnız fiyat artışını önlemeye çalışan bazı Ermeni vb tüccarlar doğrudan ithalatı da deniyorlardı. Örneğin Erzurumlu bir Ermeni tüccar olan Sittik Han Manchester ve Londra’dan doğrudan mal ithal etmiş ve bunları Erzurum’da satışa sunmuştu. (Ü.Turgay, Doğu Akdeniz’de Liman Kentleri)

Trabzon ticareti 1836’da bir İngiliz şirketinin ilk buharlı gemi hattını kurmasıyla daha da canlandı. İngiliz şirketinin işlettiği buharlı gemi İstanbul – Samsun – Trabzon hattı üzerinde göreve başladı. 1837’de ise aynı hatta bir Osmanlı buharlı gemisi çalışmaya başladı. Daha sonra Rus, Fransız ve Avusturya-Macaristan buharlı gemi şirketleri de aynı hatta çalışmaya başladı. Yalnız İngiltere’den gelen malları artık Osmanlı yerli (Rum, Laz gemileri) gemileri taşımıyor onun yerine malların büyük bir kısmını Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna ait gemiler taşıyordu ve yabancı şirketlerin taşımacılıktaki artışı ve tekel kurmaları elbette yerli kazancı ve egemenliği azaltıyordu. Taşımacılıktaki yabancılaşmanın nedeni de elbette yabancılaşan yatırımcıların ve tüccarların yerli şirketler yerine taşımacılığı en ucuza mal edecek şirketle çalışması neden oluyordu. Ayrıca yabancı buharlı gemi şirketleriyle mücadele edemeyen yerli yelkenli gemiler değersiz ama çok yer kaplayan, ağır ürünlerin taşımacılığına girdiler. (kömür, odun, kereste, kum)

Konu 19.yy olunca 1838 Balta Limanı antlaşmasından bahsetmek de gerekli. İngiliz tüccarlar daha 1820’de yapılan antlaşma ile gümrük vergilerini %3 e çekmişlerdi. Ancak, yabancı tüccarların Osmanlı pazarındaki tarım ürünleri ve hammaddeleri konusunda iştahları epey kabarıktı ve yabancı tüccarlar kendilerine karşı her türlü kısıtlamayı ticari çıkarlarına ters görmekteydi. Sonunda Balta Limanı ile hem %3’lük vergiden hem de diğer gümrük kısıtlamalarından da kurtuldular. Yabancıların vergi yüklerinden kurtulmaları uzun vadede Osmanlı coğrafyasında çok büyük değişimlere neden oldu. Tarımsal öneme sahip kentler gelişmeye başladı. Bunun nedeni de hammaddeye ihtiyacı olan devletlerin tarımsal potansiyele sahip bakir yerlere olan talepleriydi. Yabancı yatırımcılar kıyı bölgeleriyle yetinmeyip genellikle dış pazara kapalı olan iç bölgelerle de ilgilenmeye başladılar. Bu vesileyle örneğin Ege’de Aydın-İzmir arasında yabancı sermaye ile demiryolu hattı açıldı. Böylece iç bölgelerdeki hammaddeler de sömüren devletlerin sanayilerine ve tüketimlerine temin edilmiş oluyordu. Yine diğer önemli bir husus çok geleneksel yollarla kendi kendine üretim yaparak geçinen iç bölgeler artık üretim fazlası yapmaya ve pazara hizmet etmeye çalışmaya başlamıştı. Kısaca Anadolu yavaş yavaş kapitalizmle tanışıyordu. (Quataert, Osmanlı İmparatorluğu 1700–1922) Tarımsal ürünlere ve üretim fazlasına olan talebin arttığı yeni koşullarla gelişen kentlerden birisi de Samsun’du. Samsun gelişiyordu; çünkü çok verimli bir art bölgeye sahipti ve Samsun’un tarımsal ürünlerine büyük bir talep vardı. Ancak tarımsal olarak gelişime süreci Trabzon için söylenemez; çünkü Trabzon böylesi verimli bir art bölgeye sahip değildi. Trabzon’u önemli kılan limanı ve arkasındaki ticari potansiyele sahip bölgelerin mallarını ihraç edecekleri kısa yolda bulunmasıydı.

Trabzon’un Altın Çağı

Trabzon asıl ekonomik patlamasını ise Kırım Savaşı (1853–1856) ile gerçekleştirdi; çünkü savaş sırasında müttefiklerin ihtiyaçları Trabzon üzerinden karşılanıyordu. Savaş sırasında müttefikler her ne kadar Rus limanlarına ambargo uygulasa da Trabzon üzerinden Rusya’ya ait olan Kafkasya’ya ihracat da gerçekleştiriliyordu. Bu ihraç ürünleri içinde şunlar vardı: İngiltere’den gelen pamuklu kumaş, şeker, çay, baharat ve bira, Fransa’dan şarap, rom ve konyak, İstanbul’dan konserve et, meyve, mobilya ve lüks eşyalardı. Ayrıca Trabzon limanı artık dünya için de göreceli bir önem kazanmıştı. Trabzon dünyaya doğrudan bazı ürünler ihraç ediyordu. Örneğin Fransa ve Avusturya’ya İran ipeği, Rusya’ya fındık ve tütün, Marsilya’ya şimşir ağacı ve İstanbul’a büyük miktarlarda İran tömbekisi (İran’da yetiştirilen bir çeşit nargile tütünü) gönderiliyordu. Uluslararası bağa örnek olarak düzenli olmasa da Liverpool-Trabzon arası doğrudan buharlı gemi hatları kuruldu.

molozTrabzon’un Öneminin Azalması ve Bölgesel Değişimler

Trabzon 1850’lerde ekonomik açıdan altın çağını yaşıyordu. Osmanlı yönetimi bu ekonomik avantajları kaybetmemek için diğer devletlere ekonomik birtakım ayrıcalıklar vermeye devam etti. Büyük ülkelere verilen ayrıcalıklar ile genel olarak mevcut Trabzon üzerinden devam eden ticari ağı ve yolu yeni gelişen diğer yollara (Poti ve Basra ileride bahsedilecek) kaptırmamak için uğraşılıyordu. Yalnız verilen ayrıcalıklara rağmen Trabzon 1860 ve 1870’lerde 1850’lerdeki Kırım Savaşı ile meydana gelen o altın çağını tekrar yaşayamadı ve ticari hacmi geriledi. Ticari hacimdeki gerileme ve ticari önemin Trabzon üzerinden kayması iki temel gelişmeden dolayı gerçekleşti. İlki Süveyş Kanalı’nın açılmasıydı (1870). Süveyş kanalının açılması hem Hindistan’ın önemini artırdı hem de Basra Körfezindeki deniz ulaşımını cazip kıldı. Böylece Trabzon Hindistan’a göre önem kaybederken İngiltere ve Fransa gibi ülkeler Basra-Bağdat-Kirmanşah yolunu kullanmaya başladılar. Ayrıca ikinci bir etken olarak da Rusların Tebriz-Erzurum-Trabzon yolunu kendi topraklarına çevirme çabasıydı. Rusların çabası Poti-Tiflis arası demiryolunun tamamlanmasıyla iyice arttı. Sonuçta Ruslar Avrupa-İran ticari yolunu Hazar’daki Rus gemilerinin desteği ve Tiflis Demiryolu Şirketi’nin İranlı tüccarların kervanlarla yaptıkları Trabzon yoluna göre daha ucuz ve hızlı ulaşım sağlama imkânı tanımasıyla Avrupa’ya gönderilecek olan ihracat mallarını Poti limanına çekmeyi başardılar. Böylece Trabzon’un ticaret hacmi yıldan yıla azalmaya başladı ve Osmanlı yönetimi Erzurum-Trabzon arasına demiryolu hattı çekmeyi ise çeşitli imtiyazlarla artık %1’e inen transit vergisi nedeniyle düşünmedi ve Poti-Tiflis demiryolu hattı ile rekabet etmeyi de bu nedenle gerekli görmedi.

Trabzon’un değişen ticaret yolları nedeniyle yavaş yavaş önemini kaybettiğini söylemiştim. Trabzon’daki ticari olarak gerilemeye zıt olarak tarım ürünlerine artan talep ve Balta Limanı Antlaşmasıyla gümrük vergilerinin azaltılması nedeniyle tarımsal art bölgesi olan diğer Kuzey Anadolu şehirleri gelişmeye başlamıştı ve Giresun, Samsun vb Karadeniz şehirlerinin ihracatı tarımsal ürünlere olan talebin arttığı süreçte giderek arttı. Örneğin Samsun 1842 yılında İngiltere’den 122,100 poundluk kahve ve tuz vb ithal ederken, yine İngiltere’ye 147.300 poundluk tütün ve mısır başta olmak üzere mal ihraç etmişti. 1852’de Samsun’un yine İngiltere ile olan ihracatı 235,500 pound iken ithalatı ise 329.000 pound olmuştu. İlerleyen yıllarda 1885’te ise Samsun Trabzon’u yakalamış ve Samsun’un ihracatı 595.000 pound iken Trabzon’un ihracatı 520.000 poundda kalmıştı.

19.yüzyılda Trabzon’da Sosyal Değişim Süreci

Şimdi ise genel olarak sosyal değişimleri anlatmaya çalışacağım. Sosyal değişimler konusunda ise “Doğu Akdeniz’de Liman Kentleri” adlı eserde bulunan ve Üner Turgay tarafından yazılan Trabzon kısmını esas alarak gideceğim.

19.yy ‘da Avrupalı güçlerin Osmanlı ülkesi üzerindeki nüfuzu çeşitli antlaşmalar ile arttıkça Hıristiyan Osmanlı nüfusunu korumacılık görevini üstlendiler. Ayrıca yine büyük antlaşmalar sürecinde Osmanlı ülkesi ile Avrupalı ticaret şirketleri arasındaki ilişkiler gelişirken okullarında dil ve ticaret dersleri olan gayrimüslim Osmanlılar yerel nüfus ile Avrupalılar arasında aracılık konumunu üstlendiler. Aracı konumunu elde eden gayrimüslimler Osmanlı ülkesinin artan ticari hacminden yararlanmaya başladılar. Örneğin Üner Turgay’ın bahsettiği bir İngiliz belgesi Trabzon’daki 14 büyük komisyon acentasından üçünün İranlı, birinin İsviçreli, geri kalanlarının ise Rum ve Ermeni olduklarını göstermekte. Ayrıca şehirdeki 33 ihracatçıdan 3’ünün Türk olduğu görülüyor. Türk tüccarlar İstanbul’a günümüze benzer bir şekilde gıda maddeleri, fındık ve tütün ihraç ettiği belgelerden görülüyor. Belgede bahsedilen diğer 30 tüccar ise gayrimüslim Osmanlılardı. Yine Avrupa malları ithalatı ile yalnız 10 Türk uğraşıyordu. (Burada sanırım Üner Turgay’ın Türk’ten kast ettiği Müslüman Osmanlı tebaadır.) Ayrıca şehirde açılan diğer modern kurumlarda da (sigortacılık, bankacılık vb) eğitimli olduklarından yine tercih edilen gayrimüslim Osmanlılardı. Kısaca değişen koşullar altında hem ekonomik hem de sosyal olarak Müslüman ve Gayrimüslim tebaa arasındaki uçurum genişledi.

Trabzon’un çeşitli antlaşmalarla Avrupa ile artan ticari ilişkileri şehrin demografik yapısına da yansıdı ve şehrin büyümesine neden oldu. 1813’te Trabzon’a gelen bir İngiliz gezgin olan Kinneir şehirde yaklaşık 15 bin kişi olduğunu tahmin etmektedir. Kenneir nüfusun başta Türkler olmak üzere Rum ve Ermeniler ve az sayıda Laz, Tatar ve Çerkez’den oluştuğunu söylemektedir. Yine 1829 Edirne Antlaşması ile daha önceden bahsettiğim gibi ticari kısıtlamalardaki azalmalar nedeniyle Trabzon’da ortaya çıkan yeni olanaklar çevre bölgelerdeki halkı Trabzon’a çekti. 1835’te Trabzon’un nüfusu 25–30 bine çıkmıştı ve nüfusun 20-24.000’i Müslüman 4.000 kadarı Rum ve geriye kalan 2.000’i ise Ermeniydi. Müslüman nüfus içerisinde Türkler çoğunlukken yine sırayla Lazlar, Tatarlar, Çerkezler, Kürtler ve İranlı tüccarlar bulunmaktaydı. Yine Kırım Savaşı boyunca (1850’ler) şehre yeni bir nüfus akımı oluştu. Şehre gelen göçün nedeni de kuşkusuz Trabzon’un artan ekonomik önemiydi. Savaş sona erdiğinde Trabzon’un nüfusu 70 bin olmuştu. Artan nüfusun istihdamı ise daha ilginçtir. Çevreden gelen gayrimüslim nüfus yeni mesleklerde ve genellikle kendi milletlerinden olan kişilerin yanlarında (ticarethaneler vs) çalışmaya başladılar. Türkler ise genellikle şehrin büyümesiyle büyük talep olan inşaat sektöründe istihdam edildiler; çünkü Kırım savaşı Trabzon’da müthiş zenginler yaratmıştı ve zenginleşen kişiler sürekli evler, depolar, hanlar vs yaptırmaya başlamışlardı. 1860’larda ise nüfus değişen ticari yollar nedeniyle gerilemeye başladı. 1860’ta şehirde 55.700 kişi vardı. 40.000’i Müslüman, 10.000’i Rum, 3.600 Ermeni, 1.500’ünü ise Avrupalılar veya onların koruması altındakiler ve 600’ünü de İranlı tüccarlar oluşturuyordu. 1870’te ise nüfus 34 bindi. 1891’de nüfusun 35 olduğu tahmin edilmekte ve nüfus 19.000 Türk, 8.200 Rum, 6.000 Ermeni ve 1.300 diğer unsurları içermekteydi. Ayrıca nüfustaki hareketlerde görüleceği üzere değişen nüfus genellikle Müslüman nüfustur. Bunun nedeni de bu nüfusun genellikle şehrin artan taleplerine göre (inşaat vs)  geçici olarak göç etmesi ve işler kötüleşince tekrar köylerine vs dönmesiydi. Kısacası Müslüman nüfus genel olarak kalifiye değildi.

haritaSon olarak şehirdeki temel yapılardan ve temel yapıların sayılarından bahsetmek istiyorum. Nüfustaki artış Trabzon’daki nüfus ve serveti de artırmıştı. Artan servetler gelir getiren kamusal binaların yatırımına ve eğitsel, dinsel kurumların yapılmasına akmaya başlamıştı. 1813’te yine İngiliz gezgin Kinneir’in dediğine göre şehirde 18 cami, 10 kilise, 8 han, 5 hamam ve çok sayıda fırın vardı. 1847’de 22 cami ve 27 kilise olmuştu. Kente gelen tüccarların kalması için bir çeşit otel tarzı yapı olan hanların sayısı 14’e çıkarken hamamların sayısı da 12’ye yükselmişti. 1860’da İngiliz konsolosu W.M. Stevens’a göre Trabzon’da 60 bin nüfus ve 52 cami, 55 kilise, 22 han, 12 kervansaray, 15 hamam, 87 fırın vardı. Ayrıca 1860’ta şehirde çeşitli boyutlarda 39 mezarlık vardı. Mezarların 21 tanesi Müslüman, 13 Rum Ortodoks, 1 tanesi Latinlerin ve kalan 4’ü de Ermenilere aitti. Ayrıca yine aynı yılda şehirde 1 polis müfettişi, 2 polis müfettişi yardımcısı ve 160 kişilik zaptiye vardı. Ayrıca artan nüfus için kanalizasyonlar geliştirildi ve şehrin su ihtiyacı için kemerlerle su getirilerek çeşitlin belli yerlerinde çeşmeler yapıldı. Yine 1850’lerde şehrin genellikle 1820’lerde yapılan kamusal binalarının yenilendiğini ve bazılarının büyütüldüğünü görüyoruz. Ayrıca şehirde sosyalleşme ve toplumsal yaşam mekânı olarak kentin Hıristiyan semtlerine ve yabancı konsolosluklarına yakın olan “Gâvur Meydanı’nı” vardı ve meydan çeşitli nedenlerle şehirde bulunan Avrupalılarca ve şehrin önde gelenlerince ziyaret ediliyordu.

Sonuç olarak 19.yüzyıl Trabzon için hem zirve hem de düşüş yüzyılıydı. Trabzon Osmanlı ülkesinde artan yabancı sermayenin etkisini doğrudan hissetmiş ve artan bu yabancı sermaye Trabzon’un yüzyıllık kaderini belirlemişti. Şehir yüzyıl sonunda giderek sönükleşmiş ve Osmanlı’nın parçalanma sürecinde büyük çatışmalara maruz kalmıştı. Parçalanma sürecinde şehir sürekli Ermenilerin, Rumların ve Türklerin planları arasında sahiplenilmiş ve sonuçta Türkiye’nin bir parçası olmuştur.

*Mustafa Altuğ Yayla, ODTÜ Tarih Bölümü 3.Sınıf Öğrencisi

Facebook Twitter Email


Yorumlar (1)

 

  1. Hasan diyor ki:

    güzel yazı böyle gençlerin yetişmesi bizi mutlu ediyor.. tebrik ederim

Yorum Yapın