Gültekin GAZİOĞLU

| 06 Haziran 2009

gultekin1939 yılının Mayıs ayında Trabzon-Maçka Haçavera (Yeşilyurt) Köyü’nde yoksul bir çiftçi ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. İlköğretimi Maçka Merkez İlkokulunda bitirdi.

Daha sonra, Beşikdüzü Köy Enstitüsü, Cilavuz Köy Enstitüsü ve en son Trabzon Öğretmen Okulu’nu bitirerek 1957 yılında ilkokul öğretmeni oldu. 9 yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra, Fatih Eğitim Enstitüsü’nün Edebiyat Bölümünü bitirerek ortaöğretime geçti. Sırasıyla Bayburt Lisesi Müdür Yardımcılığı, Maçka Ortaokulu Müdürlüğü, Maçka Lisesi Müdürlüğü, Trabzon Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü, rize Milli Eğitim Müdürlüğü, Giresun Atatürk Ortaokulu Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu.

Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın(TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı.

1975–1976, 1976–1978, 1978–1980 yılları arasında TÖB-DER yöneticiliği, TÖB-DER Genel Başkanlığı yaptı.

12 Eylül 1980’den sonra yurt dışına çıktı.10 yıl süreyle yurttaşlık haklarından mahrum edildi. Daha sonra, yurda dönüş yaptı.Evli ve üç çocuk babası olan Gazioğlu yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek 10 Ağustos 2005 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi Ankara’da Eğitim-Sen Genel Merkezi önündeki törenden sonra, Trabzon’a götürülerek Maçka’da bulunan köyünde toprağa verildi.

Gazioğlu, Nisan 2006′da EĞİTİM SEN tarafından yayınlanan “ROMAN GİBİ” adlı eserinde, anılarını ve soyal mücadelesini yalın ve akıcı bir dille anlatmıştır.

****************

Ahmet İNCE’nin Gültekin Gazioğlu’nu anlattığı yazısı:

12 Ağustos 2005 tarihinde, eğitim emekçileri hareketi, büyük çınarlarından birini kaybetti. Fırtınalı bir yaşam ve çetin mücadele yılları hızla akıp geçti.

Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin sıra neferi, eğitim emekçileri hareketinin unutulmaz önderi TÖB-DER Genel Başkanı Gültekin GAZİOĞLU’nun anıları ve unutulmaz mücadelesi, yolumuza ışık tutmaya devam ediyor.

Gazioğlu, yaşamı boyunca, ezilen insanların toplumsal mücadelesine kesintisiz katkı sunmuş, ender insanlardan biridir. Gazioğlu, Trabzon-Maçka’nın yetiştirdiği büyük şair ve ressam Bedri Rahmi EYÜBOĞLU’ nun bir şiirinde vurguladığı gibi güzel ve faydalı bir insandı… EYÜBOĞLU şöyle demişti:

“Ben arıya arı demem/ Arının balı olmalı/ Ben güzele güzel demem/  Güzel faydalı olmalı…”

GAZİOĞLU, meyve veren ve çiçekleri insanlık kokan bereketli bir ağaçtı. Onun yaşam felsefesini şöyle özetleyebilirim:

“Yaklaş arkadaş yaklaş,
Uzak durma ışıldayan zamana.
Ne geçmiş tükendi,
Ne de karardı gelecek…

Gelecek güneş yüklü
Özgürlük emekte açan çiçek,
Emek, sonsuz bir sabırla örülen dayanışma
Dayanışma, işte burda, aramızda

Karanlığa karşı dimdik ayakta”

Gazioğlu,12 Eylül 1980’ den önceki ve sonraki süreçlerde, başta eğitim emekçileri olmak üzere, toplumun tüm ezilen kesimlerinin örgütlü demokratik, sendikal ve siyasal mücadelesinde etkin biçimde yer almıştı. Özellikle, MC hükümetleri döneminde, gittikçe artan ekonomik, siyasal baskılara, faşist hareketlere karşı, başta DİSK ve TÖB-DER olmak üzere, ülkemizdeki devrimci-demokratik güçlerin düzenlediği kitlesel eylemlerde etkin rol oynamış, farklı anlayışların birlikte mücadelesine büyük katkılar sunmuştur.

ggaziogluGültekin Hoca, eğitim emekçileri hareketinde her zaman, örgütsel birliğin çimentosu oldu. Ancak, örgütsel birliğe zarar veren kişi ve hareketlere, hoşgörülü davranmadı.

Türkiye’nin her kentinde, emek hareketinde öne çıkmış insanları tanırdı. Çok güçlü bir hafızası vardı. Farklı anlayışlardan insanları, toplumsal mücadelede birleştirme konusunda, müthiş bir yeteneği vardı.

Gazioğlu, örgütlü öğretmen hareketinde aktif olmaya başladığı yıllarda, ben Trabzon- Tonya Lisesinde Edebiyat Öğretmeniydim. Onunla tanışmamız,1976 yılında yapılan TÖB-DER 3. Olağan Genel Kurulu sürecinde gerçekleşti. Onun önerisi üzerine, 3. Olağan Kongrede aday oldum ve TÖB-DER Genel Yönetim Kuruluna seçildim.1976–1978 yılları arasında Trabzon-Rize-Gümüşhane TÖB-DER Bölge Temsilciliği yaptım.

Benden sonra, aynı göreve, yine Gazioğlu’ nun önerisi üzerine, 1978–1980 dönemi için,  Trabzon Lisesinde Edebiyat Öğretmenliği yapan Nabi BELEKOĞLU seçilmişti. Nabi Hoca da tıpkı Gültekin Hoca gibi TÖB-DER’ in yerel ve merkezi mücadelesinde başarılı, bir sınav verdi.

Gültekin Hoca ile ben, fiziksel olarak tam bir tezat teşkil etsek de, o büyük mücadele yıllarında, düşünce ve yaklaşım olarak, hep aynı saflarda yer aldık. O, bize her zaman şöyle derdi:

“Örgütlü mücadelede yıkıcı olmak, eleştirmek her zaman kolaydır. Asıl zor olan, yapıcı olmaktır. Harekette gördüğünüz yanlışlıkları, açık yüreklilikle eleştirin ama sonuçta mutlaka yapıcı ve birleştirici olun.”

1976–1980 yılları arasında TÖB-DER Genel Yönetim Kurulunda ve toplumsal mücadelenin çeşitli alanlarında onunla birlikte çalıştık. Birlikte olduğumuz süreçte, ben ve arkadaşlarım ondan çok şey öğrendik. Bunları şöyle sıralayabilirim:

“Her koşulda, özdenetime dayalı disiplin, düzen, iyimserlik, özveri… Her koşulda, coşkulu, umutlu olabilmek, gülebilmek, espri yapabilmek… En zor koşullarda, zindanda bile, üzerimize düşen güncel görevlerin gereğini yapmak… Yapılan eylem ve etkinlikleri mutlaka değerlendirmek ve bunlardan geleceğe yönelik dersler çıkarmak… Eğitim emekçilerine ve tüm ezilenlere yönelen siyasal ve ekonomik baskılara karşı, somut sorunlardan hareketle, kitlesel birlik sağlayıp, cesaret ve kararlılık içinde, demokratik tepki koymak… Toplumsal mücadelede, insanlara pozitif enerji dağıtmak… Tek seslilikten kaçınmak, çok sesli ve kolektif biçimde hareket etmek… Örgütlü mücadelede, farklılık içinde birlik, mücadele ve dayanışmayı örmek… GAZİOĞLU, tüm bu niteliklerin somut yansımasıydı.”

12 Eylül 1980 darbesinin, bir karabasan gibi ülkemizin üzerine çöktüğü dönemde, tüm devrimci-demokratik kitle örgütleri kapatılmış, TÖB-DER yöneticileri hakkında tutuklama kararı verilmişti. Bizler, TÖB-DER Merkez yöneticileri olarak, Ankara-Mamak zindanlarında tutukluyken Gazioğlu, o dönemde, gizlice yurt dışına çıkmış ve orada bulunan diğer ilerici, devrimci güçlerle birlikte, ülkemizdeki ezilen kesimlerin faşizme ve sömürüye karşı yürüttüğü demokratik, sendikal ve siyasal haklar mücadelesine etkin biçimde destek sunmuştur. Tüm bu eylemlerinden ötürü Gazioğlu, yurt dışında bulunan pek çok devrimci-demokrat insanla birlikte, 12 Eylül yönetimi tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı.

Gazioğlu, o dönemde, darbenin lideri Kenan EVREN’ e yazdığı uzun mektupta özetle şöyle demişti:

“12 Eylül’le birlikte kurduğunuz yönetim beni; ya zulme ve adaletsizliğe teslim olmaya ya da yurttaşlıktan çıkarılmayı göze almaya zorluyor… Bugün ortada hukuk, adalet ve yargı bağımsızlığının zerresi olsa, yine adalet önünde hesap vermeye, her zamanki gibi açık olurum. Ama bugün ülkemde, demokrasiyi boğazlayan, meclisleri zorla dağıtan, Anayasayı rafa kaldıran, temel insan haklarını hiçe sayan, yargı bağımsızlığını yok eden, kısaca “kanun benim” diyen bir yönetim var. Böyle bir yönetime teslim olmak, ondan adalet ve merhamet beklemek, inanç ve düşüncelerime, meslektaşlarıma karşı suç işlemek olur. Hiçbir yanıyla meşru olmayan bir yönetimin çağrısına uymak, o yönetimi meşru saymak olur…Siyasi bir kararla, yurttaşlıktan kağıt üzerinde çıkarılmış olmam, benim yüreğimden ve kafamdan yurt sevgisini söküp atamaz. Gerçek yargıç olan tarih, sizi de bizi de yargılayacaktır. Tarihin hükmü, her zamanki gibi yanılmaz ve şaşmaz olacaktır.”

Bir eğitim yıldızı olarak, Gazioğlu’ nun yurt içinde ve yurt dışında sürdürdüğü örgütlü, onurlu, demokratik, siyasal mücadele asla unutulamaz.

Unutulmayan mücadele yılları hızla akıp geçti… Nazım’ ın dediği gibi:

“Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat
Akarsuyun sesi dindi
Gölgeler gölgelendi
Renkler silindi
Siyah örtüler indi mavi gözlerine
Sarktı salkım söğütler
Sarı saçlarının üzerine
Ağlama salkım söğüt ağlama
Kara suyun aynasında el bağlama
El bağlama
Ağlama…”

Eğitim emekçileri hareketinin büyük önderi Gazioğlu’ nun mücadele arkadaşları olarak, onurlu yaşamı ve unutulmaz anısı önünde, sevgi, özlem ve saygıyla eğiliyoruz.

Ahmet İNCE
(1976–1978 Dönemi TÖB-DER GYK Üyesi ve Trabzon-Rize-Gümüşhane Bölge Temsilcisi)

****************

Şükrü HATUN’un Gültekin Gazioğlu’nu anlattığı yazısı:

1980 öncesinde liselerde okuyan öğrenciler -eğer “ülkücü” değillerse- en çok okullarına yeni gelen öğretmenlerin öz Türkçe sözcüklerle konuşmasına sevinirlerdi. O zamanlar Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre konuşmak Cumhuriyet gazetesi okumak gibi bir şeydi ve Memet Türkkan’ın “Güneşin Katli” kitabını okumuş bizim gibi öğrenciler için o öğretmenler biraz da o kitapta anlatılan ve gericiler tarafından katledilen öğretmen gibi görülürdü. Daha sonra onların TÖB-DER üyesi ve esas önemlisi zorlu bir siyasal mücadelenin içinde olduklarını öğrenecektik. Benim gibi faşistlerin egemenliğindeki liselerde okuyanlar için ise onlar gerektiğinde evlerine gidip yardım isteyebileceğimiz yakınlarımız veya öğretmen odalarında “Onlar bu okulun yüz akı öğrenciler, solcu diye nasıl yaşamlarını karartmaya kalkarsınız” cümleleriyle yöneticilere seslerini yükselten kahramanlarımızdı.

Bizim kuşak lisedeki o öğretmenleri ile daha sonra 1 Mayıs veya Ankara Tandoğan’da yapılan TÖB-DER mitinglerinde karşılaştı. O zamanlar TÖB-DER adı DİSK ile birlikte anılan ve 200 bine yaklaşan üye sayısı ile çok önemli bir örgüttü. Sol hareketin demokratik kitle örgütleri içinde görece bütünlüğünü koruduğu yıllarda bir çoğumuz öğrenci mitingleri kadar TÖB-DER mitinglerine gitmekten de heyecan duyardık. O mitinglerden en çok aklımda kalan, alanın en gerilerinde olsanız bile uzun boyu ile kürsüde güven verici duruşuyla görünen Gültekin Gazioğlu idi. Onu hep severek ve inancımın geliştiğini hissederek dinlerdim ve artık her mitingin fraksiyon kavgaları yüzünden kargaşaya dönüştüğü geç 70′li yıllarda onun varlığının adalet ve miting düzeni için güvence olduğunu düşünürdüm. Birkaç kez miting kürsülerindeki kavgalarda hırpalanmaya çalışıldığını ve bundan büyük üzüntü duyduğumu hatırlıyorum. Bir çoğumuzun içinde Gültekin Gazioğlu, Fakir Baykurt’la aynı yere sahipti ve onun sol fraksiyonlardan birisinden olması bizi pek ilgilendirmezdi.

Geçen Çarşamba günü yitirdiğimiz ve Ankara’da Eğitim-Sen önünde yapılan bir törenle veda ettiğimiz Gültekin Gazioğlu, Türkçe öğretmeniydi ve 66 yıllık yaşamının büyük bölümünü arkadaşlarının sözleriyle “Demokratik öğretmen hareketinin önderi ve neferi” olarak yaşadı. 12 Eylül faşizminin zulmüne maruz kaldı, eşini ve üç çocuğunu geride bırakarak Almanya’ya sürgüne gitti, Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve daha sonra hakkında açılan bütün davalardan beraat ederek yeniden Türk vatandaşı oldu. Geride kalan çocukları o yılları acı ve yokluk içinde geçirmek zorunda kaldı. Onlardan birisi- Yasemin- benim 20 yıldır arkadaşımdır ve onu ilk tanıdığımda Ankara Tabip Odası’nda sekreter olarak çalışıyordu. Ben Gültekin Gazioğlu’nu şahsen tanımamıştım ama bir süre sonra Yasemin’in hepimize güven veren, dost ve sağlam kişiliğinin gerisinde “lay lay lom” geçmemiş bir yaşam olduğunu görmüş ve onun babasını bütün kişiliği ile temsil ettiğini düşünmüştük. Gültekin Gazioğlu’nun yaşamında olduğu gibi aslında 12 Eylül’ün planlı zulmü esas çocuklarda kalıcı etkiler bırakan ağır travmalar yaşatmıştı. Yasemin, baba özlemiyle birlikte ona leke sürdürmeden ayakta kalmanın, direnmenin ne demek olduğunu bazen anlatırdı ve biz o zaman bazı çocukların babalarının misyonunu taşımayı nasıl her şeyin üstünde tuttuklarını ve belki babalarını bilmek için o çocuklara bakmanın yeterli olduğunu düşünürdük.

yargilanGültekin Gazioğlu, son altı ayı genetik faktörlerin yanı sıra ama onlar kadar “hükümetler öğretmen örgütçülerini kanser yapıyor” sözlerine yansıyan yaşam koşullarının etkisi ile oluşan mide kanseri ile mücadele ederek ülkesinde geçirdi. 30 yıl sonra mitinglerden sevdiğim adamı hasta olarak ziyaret ettiğimde ona yukarıdaki satırlara yansıyan duygularımı söylemiş ve onun hâlâ bir arkadaşının sözleri ile “dal boylu, deniz gözlü” duruşunun kaybolmadığına sevinmiştim. Bana öyle önemsiz şeyler anlatır gibi yeniden vatandaş olurkenki bürokratik işlemleri ve sürgün sonrası yılları anlatırken ben de bu ülkeyi yönetenlerin bir zamanlar ve şimdi insanları yıkmak, çürütmek için nasıl bir çaba gösterdiklerini hüzünle düşünmüştüm.
Gültekin Gazioğlu 10 Ağustos 2005 günü geride eşini, üç çocuğunu, iki torununu ve esas arkasından içtenlikle ağlayan yüzlerce arkadaşını bırakarak gitti. Cenazesini Başkent Üniversitesi Hastanesi’nden almak için beklerken yakamızda onun resmini gören bir kadın yanımıza gelerek, “Emekli öğretmenim, onunla çok güzel, onurlu günleri geçirdik. Öldüğünü şimdi sizden öğrendim çok üzüldüm” diyerek gözünde yaşlarla uzaklaştı. Eğitim-Sen genel merkezinin önündeki törende ona çok benzeyen torunu yaka resimleri dağıtır, kızı Yasemin olanca metaneti ile onun ışığını taşıyacağı sözü verir ve arkadaşları bağlılıklarını bildirirken ben hastane önündeki emekli öğretmeni hatırladım ve onun binlerce öğretmenin kalbinde yaşayacağını düşünerek ona veda ettim…

ŞÜKRÜ HATUN
(Prof. Dr. Kocaeli Üni. Tıp Fak. )

Facebook Twitter Email


Yorumlar (2)

 

  1. Mehmet BAHÇEKAPILI diyor ki:

    Ne mutlu biz Maçkalılara ki senin gibi bir hemşehrimiz var. Rahat uyu Gültekin Hocam…

    Senin uğrunda ömrünü verdiğin davayı bizler zafere ulaştıracağız…

  2. Hüseyin Dilibal diyor ki:

    Gazioğlu’nu güven verici tavırları ile ilk Ankara’da yaptığımız 5 Şubat 1977 mitinginde tanımıştım. Katıldığım ilk miting olmasından dolayı çok etkilenmiştim. Eğitim emekçilerinin bu önemli liderini tanıdıkça kendisine saygım ve sevgim ileriki yıllarda daha da arttı.
    Gazioğlu, 12 Eylül sonrası Türkiye’ye döndüğünde yeni kurulmuş olan öğretmen sendikaları Eğitim-İş ve Eğitsen’in birleşmeleri için çaba sarfetmiş, bu iki sendikanın ortak toplantılar yapmasını örgütlemiştir. İzmir’de yapılan toplantılara ben de katılmıştım. TÖB-DER’in mal varlığının geri alınması için de çalışmıştır.

Yorum Yapın